$2.99

29 Temmuz 2007 Pazar

denir ki;

gri bir anda ortadan kaybolup yağmurun ardına saklanan korkak bir rüzgarmışcasına yeşile dönebilirmiş eller sıkıca birbirine kenetlenince.

en gebe tepeler dümdüz olur, denizler kurur, balıklar kızgın taşlar üzerinde koşturmaya başlarmış.

işte böyler bir gündü, ellerini kenetledikleri andan biliyoruz zamanı;

deniz kızı kanatları ayışığından bir meleğe sarılırken,

-ayışığından, ve peri tozundan da-

mor bir bulut saçlarını okşarken gökyüzüne uzanmışlar,

deniz onların olmuş,

toprak,

ve hava da öyle.


sıcaktan çatlayan toprağın, yıkılan dağların üstünden geçmişler,

eskisinden çok farklı,

tek değil,

yalnız değil,

ümitsiz değilmiş geçişleri.

geliş ya da gidiş değil;

geçiş-miş belki de.



mutlu olmuşlar çok,

gülümsemişler,

gülmüşler,

ve ağlamışlar; gözleri kızarana kadar.


ağlamış melek içten içe, mutluluğundan.

ağlamış deniz kızı, gözlerinin içine bakan meleğin gözyaşlarını yakalamaya çalışırken.


mutlu olmuşlar çok,

son aldığımız duyumlarsa;

hala mutlu olduklarını bildiriyor.



hep mutlu olsun.
hep mutlu olsun.lar.

19 Temmuz 2007 Perşembe

cellâdima gülümserken çektirdiğim son resmin arkasindaki satirlar

"ben ismet özel, şair, kırk yaşında.
her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kâinat
her şeyi gördüm içim rahat
gök yarıldı, çamura can verildi
linç edilmem için artık bütün deliller elde
kazandım nefretini fahişelerin
lânet ediyor bana bakireler de.
sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
uçtum ama uçuşum
radarlarla izlendi
gayret ettim ve sövdüm
bu da geçti polis kayıtlarına.

haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
ruhum sahte
evi nepal'de kalmış
slovakyalı salyangozdur ruhum
sınıfları doğrudan geçip
gerçekleri gören gençlerin gözünde.
acaba kim bilen doğrusunu? hatta ben
kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
sanki ne anlıyorum?

ola ki
şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
telâş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
devlet sırrıyla birlikte insanın
sinematografik bir hayatı olabilir
o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
ve sonunda estetik bir
idam belki!
evet, evet ruhu olmak
bütün bunları sağlayamaz insana.

doğruysa bu yargı
bu sonuç
bu çıkarsama
neden peki her şeyi bulandırıyor
ertelenen bir konferans
geç kalkan bir otobüs?
milli şefin treni niçin beyaz?
ruslar neden yürüyorlar berlin'e?
ne saçma! ne budalaca!
dört incil'den yuhanna'yı
tercih edişim niye?

ben oysa
herkes gibi
herkesin ortasında
burada, bu istasyonda, bu siyah
paltolu casusun eşliğinde
en okunaklı çehremle bekliyorum
oyundan çıkmıyorum
korkuyorum sıram geçer
biletim yanar diye
önümde bir yığın açalya
bir sürü çarkıfelek
gergin çenekli cesetleriyle
önümde binlerce çiçek
korkuyorum sıra sende
sen de başla ve bitir diyecek.
yo, hayır
yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
söyleyin
aynada iskeletini
görmeye kadar varan kaç
kaç kişi var şunun şurasında?

gelin
bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
bana kötü
bana terkettiğiniz düşünceleri verin
o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
onları verin, yakınmalarınızı
artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
ben aştım onları dediğiniz ne varsa
bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
verin bana
verin taammüden işlediğiniz suçları da.

bedelinde biliyorum size çek
yazmam yakışık almaz
bunca kaybolmuş talan
parayla ölçülür mü ya?

bakın ben, bir çok tuhaf
marifetimin yanısıra
ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
üstüme yoktur ödeme hususunda
sözün gelişi
üyesi olduğunuz dernek toplantısında
bir söyleve ne dersiniz?
bir söylev: büyük insanlık ideali hakkında!
yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
kazanana vertigolar, nostaljiler
karasevdalar çıkar.

yapılsın adil pazarlık
yapılsın yapılacaksa
işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
ne yapsam
döl saçan her rüzgârın
vebası bende kalacak
varsın bende biriksin
durgun suyun sayhası
yumuşatmayı bilen ateş
öğüt sahibi toprak
nasıl olsa geri verecek
benim kılıcımı."

12 Temmuz 2007 Perşembe

Vicdan Azabı.

.

Insomnia.

renklerini algilayabilmek için hayatın;

sağır ve dilsiz olmak gerekirmiş sanki,

ve sen sadece dilsizmişsin.




işte böyle bir girdap uykunun kaçması.













duyuyorsun; ama bağıramıyorsun.

11 Temmuz 2007 Çarşamba

"ve hayatında gördüğü en güzel mor çiçeğe dokundu melek, hep onun olduğunu hissetti, ve hep öyle kalacağını..bunu nasıl hissediyordu bilmiyordu, bildiği; en güzel masalın yıllardır rüyasında gördüğü o gemide olduğuydu.."

...


Missechoes.

4 Temmuz 2007 Çarşamba

Titretme şu s.ktiğimin masasını diye gürledi çocuğa, ve gözünün önüne öfkeden kızaran yüzünün nasıl bir hal aldığı geldi. Yüzünü kaplayan sık sakalları olmasa öfkeli bir kurabiye gibi görüneceğini düşünüp çaktırmadan gülümsedi.

Çocuk masayı salladıkça tepesinde hareketini arttıran kırmızı ampulu eliyle bir kere daha sabitledi, ve yapmaya çalıştığı işe devam etti.

Katladı bir kere daha, olmadığını hissetti. Açtı, kat yerlerini eliyle düzeltti, okkalı bir küfür savurup göklerdeki babalara, bir kere daha kıvırdı.

Tam ucundan tutup hafifçe çekecekti ki, masanın tekrar sallandığını hissetti, eli titredi, sakince elindekini masaya bırakıp ellerini kavuşturdu.

- "Bunu bitiremezsem asla yükselemeyeceğimizi biliyorsun değil mi?" diye sordu kan çanağına dönmüş gözlerini iyice büyüterek. " Yaşamakta olduğumuz boktan dünyadan kurtulmak için, ruhlarımızı ışığın altında yıkayabilmek için son çaremiz bu belki de."

- "Ama asla hepsini içine sığdıramayacağız işte!" derken omuz silkti çocuk. Bakışlarını babasından kaçırıp masada yatan şeye yöneltti. Endişeli, ve bir o kadar da ümitsiz, ıslanmaması için masanın üzerinde birikmeye başlayan suyu eliyle aşağıya döktü.

- "Sığdırabildiğimi sığdıracağım, ve bunlar benim kurtarabildiklerim olacak." dedi adam hırıltıyla. Nemden cızırdamaya başlayan ampul son ışıklarını verirken, bir kere daha katladı, bir kere daha, ve yumuşak bir hareketle çekti.

Olmuştu.

Heyecanla masanın üzerinde duran küçük plastik hayvanları yaptıkları kağıt gemiye doldurdular, ve odaya dolmakta olan suya bıraktılar. Çocuk annesinin resmini iliştirdi iğneyle, adam da söndürdüğü sigarasının izmaritini bıraktı içine.



İşte böyle kurtuldu büyük tufandan canlılar.




Yaşayan dünyaya onlardan sadece hayvanlar, kırık dökük anılar ve biraz duman kaldı.
Kendimi her kızgın hissettiğimde yaptığım gibi; şunu şuraya tüküreyim de dursun.



ginsberg'e...

oğlanlardan ve alkolden vaktim arttıkça seni düşü-
nüyorum türkiye, inan doğru bir kere yanılmasam
ve ruhumun yavşak zıpırlığı, hiç değilse ayık
dolaşmayacak kadar dürüstüm,

türkiye, tarkan öleli çok oldu, artık onu unut; bunadı kurt.
playboy'a annemin çıplak resimlerini
satarak beyaz saray'a sırnaşmayı düşlüyorum
spermi biraz fazla kaçırdığımda,

bes parasız paraladığım sokaklarında embesillerini
ve taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarını
görüp bol bol osuruyorum, başbakanı dinlerken
televizyon karşısında ekrana ekmek teknemi açmak
ya da esrar içmek, geğirmek en büyük mutluluk bana verdiğin

otuz bir çekmediğim günlerde düşler kuruyorum senin
hakkında, hür hülyalarımda sana zerre kadar
yer vermiyorum ama, maalesef ayakta kalıyorsun

sosyal demokrat idiotlarini, orospu tavukların
uğrak yeri sanat galerilerini, festival sarkaçlarını,
ölüsevici kültürünün uyanık tezgahtarlarını
ve tezgahın altında neler döndüğünü
farkedecek kadar sosyalistim

hapsine düşmedim henüz, o yüzden tam solcu
sayılmam köle pazarı piyasasında, kıçına cop
girdiği için şair olanlardan da değilim; eli
kulağındadır tımarhanelerinden birinde tescilli
manyak olmamın ve koynuna girmediğinden dorukta sıçanların,
o yüzden ibneliğim de test edilip onaylanmadı,

uyuşukluklarıyla iktidara peşkeş çekip
çaktırmadan, sonnet'leriyle, balad'larıyla
köçekleşen, raconları kıyak geçme üzerine kurulu
mason-ulema tayfanı da tanırım, sen de bilirsin ki
havlayan it ısırmaz türkiye, bak, bizbizeyiz,
çekinme, şu azınlıkları ne zaman kesip
kızartacağız, cok acıktım türkiye,

nazım'ını severim, buna kızabilirsin, ama bazı
-ne demekse- naif şairlerin, devlet sanatçısı
olmasına ve adının iktidar şakşakçısı
starlarla bir anılmasına dair çabalarına izin
verdiğinden, sana korkunç müteşekkirim, intiharımı
hızlandırıyorsun böylelikle, böylelikle artıyor kirim ve
seninle kirimiz, ne gam? iyi akşamlar. persil supra.

mustafa suphi, artık hamsi mi türkiye, dikkat et,
balıkları örgütlemesin,

allah'a inanmıyorum, osmanlı'yım velhasıl, akın
edip avrupa'ya, toplayıp getirmesem de cillop
gibi veletleri, n'apalım, burdaki lumpen
teen-ager'larla idare ediyorum,

türkiye, ayıptır sorması ne zaman akıllanacağız;
türkiye, kıbrıs'ın yakasını ne zaman bırakacağız
ve ne zaman yaraşır olacağız binlerce devrim şehidimize,

türkiye, hiç terbiye edinemedim, yeteneğim bu kadar;
çük kadarken okudum sabahattin ali'yi,
kafka'yı, dostoyevski'yi, london'ı, kapital'e başlayışım
babamla aramızda çıkan küçük bir harçlık sorununa dayanır,

iq'larımızın düşük olduğunu sanmıyorum, peki
bir eşşek şakası mı bu; köy enstitüleri,
halk eğitimler, halkevleri ne ayak; behice boran,
iyi ki unutuldu; iyi oldu, eline sağlık türkiye,

hasbelkader bir önerim var: cia, eurovision'u
kazanmamızı, aet'na girmemizi sağlayamaz mı acaba, şüphesiz,
eh benimki de salaklık, haklısın türkiye,

bizi milletçe sevmeyenlere ayar oluyorum; ağızlarını
burunlarını kırarak onlara medeniyet öğretmek istiyorum
türkiye,

ben, sex-shop'ların, komünist partinin, müslüman
demokrat partinin, rock partinin, çeşit çeşit
gay barların açılmasını, askerliğin kaldırılmasını
istiyorum türkiye; bu topraklarda nobel, oscar, lsd,
özgürlük ve sik anıtlarını görmek istiyorum: kişi başına
düşen milli gelirden bana ait payı iade ediyorum bütün
bu harcamalar adına sana; hapishaneler, hayvanat
bahçeleri, kamplar, tımarhaneler boşaltılsın derhal;
ben bütün kentlerinde barışla, erdemle, insanlık haklarımla
keyiften gebere gebere, ıslık calarak dolaşan bir seyyah olmak
istiyorum; mandela kötü adam, döv onu türkiye,

'uzak asya'dan gelip akdeniz'e bir kısrak başı gibi
uzanan bu memleket.. sizin! afiyet olsun efendiler'
demekten bıktım, bıktık,
anlıyor musun, orda mısın türkiye,

ama yine de memnun olmuyorsan bu tavırdan ve kızıyorsan
ve sinirleniyorsan, olsun, biz yine geliriz; yine yazar,
söyleriz; ölürüz; biz yine gideriz; sen, rahatını bozma
o zaman, güzel bir çocuk gibi bu şık dünya yatağında,
böyle masum, böyle mazlum uyu türkiye...



Kücük İskender - Türkiye.
Açsana haydi kapıyı, dışarıda kırmızı yüzüyle bir şeytan seni bekliyor.

Adını haykırıyor karanlıktan güneşe doğru, daha fazlasını istiyor senden.

Kapı açık zaten, hiç kilit yok üzerinde; ittirsene birazcık daha.

Daha iyi bir sona sahip olabilmek için bu kadarını veremez misin ? Etrafına bir baksana, imparatorluklar çöküyor, hayatlar sönüyor, yaşıyormuş gibi yapıyor insancıklar ve ölüymüş gibi yapıyorlar;

- tıpkı güneşin miskinliğinde yuvarlanan köpekler gibi -








- Kabul.

- Zamanın sonuna kadar.

- Herşey durana, hayat sönene kadar.

- Amin.