$2.99

Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2007 Cumartesi

Parçala Beni [Hehe]

Haşmet Babaoğlu'nun şuradan erişebileceğiniz hiçbir elle tutulacak yanı olmayan döşeme yazısına, favori köşe yazarım Engin Ardıç'tan çok ağır bir cevap gelmiş, linkin kaybolma ihtimaline karşı buraya alıyorum;

"Aşk çocuğu ve de yazarı Haşmet’i bilirsiniz, son zamanlarda fırtınalı ilişkileri ve kavgalarıyla gündeme gelmiş bir arkadaşımız... Hani şu “şarkıcının damadı” namıyla maruf kişi... Futboldan anlar sanırdık, meğerse Ortadoğu uzmanlığı da varmış.

Geçen gün bana bulaştı.

Yanlış duvara işedi.

Adını elbette vermediği başka birilerine beni de katmış, “seçilmiş cehaletimiz, baştan savmacılığımız ve yüzeyselliğimizle dudak uçuklattığımızı” söylüyor. (Seçilmiş cehalet ne demekse?)... En az altı yedi aydır Irak üzerine iki satır analiz okumamışız, bir dakika bile o konuda yoğunlaşmamışız. (“İçinde Tayyip Erdoğan, Süleyman Demirel, laiklik, irtica gibi unsurlar olmayan bir konuda ne yapacaklarını bilmeyenler ama salla başını al maaşını modelini sürdürenler” arasında ben de varmışım!)

Benden öğrendiği lafları bana satıyor, bu arada “mefhum-u muhalif” kullanma yöntemiyle kendisinin okuduğunu ve yoğunlaştığını belirtiyor yani.

O zaman sen beni aydınlat Haşmet... “Saddam’ın defteri çok önceden tarihten düşülmüştü, ölse ne olacak kalsa ne olacaktı” cümlem üzerine “diktatörün böyle bir idam yüzünden kahraman olarak yeniden dirilmesi ihtimalinin bölgedeki yangına nasıl olumsuz katkısı olabileceğini hiç umursamadığımı” yazmışsın, nasıl olabilir, anlat da öğrenelim.

Haşmet, ben burada lise kompozisyonu yazmak için bulunmuyorum. “Saddam’ın ölümü Irak halkını birleştirir” diyene de gülmem bile. Ama istersen ben de bir zevzeklik deneyeyim:

Şii-Sünni çatışmasını körükler... Daha çok kan dökülür... Irak iyice içinden çıkılmaz duruma gelir... (Vay be, ne yorum yaptım! Kimsenin aklına gelmemişti...)

Başka ne olur Haşmet, yaz da bilelim. Konunun diğer boyutlarını irdele. Bize Ortadoğu sorunlarını ve muhtemel gelişmeleri öğret. O laf kaleminden çıktı bir kere, kaçamazsın, uzun uzun anlatacaksın. Analiz yapacaksın.

Haşmet, sen de domuz gibi biliyorsun ki, Saddam maddam işin bahanesi... Geçen günkü “Nişantaşı serserileri” lafıma gıcık kaptın, uygun bir kulp takıp “geçirmek” için fırsat kolladın!

Yakıştı mı sana?... Yakıştı, yakıştı.

Fakat benim cahil (pardon, seçilmiş cahil), baştansavmacı (ayrı mı yazılıyor birleşik mi Haşmet?) ve yüzeysel bir adam olduğumu açık etmekle hiç iyi yapmadın: Şurada hem senin deyiminle “küçük bir gazetenin” yöneticilerine hem de okuyucularına kendimizi yutturuyor, yolumuzu buluyor, geçinip gidiyorduk yahu!

Cahilim, aklım ermiyor, sen bana Irak’ı öğret.

Uzun uzun yaz, bol bol okuyalım. Vaktim var: Zamanımı ağarmış kıllarımla karı kız peşinde koşmakla, orada burada maraza çıkarmakla ya da televizyonda kart geyiği yapmakla geçirmiyorum.

Benim hem Galatasaray hem de Boğaziçi Siyasal Bilimler diplomam var ama cahil kalmışım, sen de hangi okulları bitirdiğini, hangi yabancı dilleri bildiğini, Mezopotamya uzmanlığını ve de futbol kültürünü de hangi berber dükkânından edindiğini bir açıklayıver kamuoyuna... (Aşk uzmanlığını hangi yataklarda edindiğini sormuyorum, orasını biliyoruz.)

Sen bir zamanlar “Hülya Avşar’ın hayatının romanını” da yazdırmıştın birilerine, edebiyat kültürünün derinliğini ve genişliğini de biliyoruz da Irak bilirkişiliğini atlamışız.

Haşmet, beni tam yirmi yıldır tanırsın... Bilirsin ki ben, dişine göre bulup gözüne kestirdiğin ve dövmeye gidip dövemeden geldiğin gençlere de benzemem, “yayınlanmamak kaydıyla küfür ettiğin” genel müdürlere de...

Yani: Senden çok korkarım, bütün söylediklerimi geri alıyorum! Neme lazım, beni de dövmeye mövmeye gelirsin! Sen bilirsin, istersen beni de hırpala yıldızlı semalardaki haşin Haşmet, kır kemiklerimi ve de kulunçlarımı... Oh... Oh... Ortaya doğru... Hah, orası... Sakın durma, devam et!"


Böyle yazılar okumak genellikle hoş olmuyor, ama bunda farklı bir durum var. Köşe yazarı okumak ile sevdiğin köşe yazarını okumak arasında ufak bir fark oluyor bende; köşe yazarını bilgi ( ve genellikle perspektif ) edinmek için okurken, sevdiğim köşe yazarını keyif almak için okuyorum. Üslup, hikayeyi ele alış açısı içerikten daha etkili oluyor. Engin Ardıç'ın bu yazısı da, medyanın işlevi açısından pek doğru olmasa da, bana keyif verdiğini itiraf etmeliyim.

Belki de Haşmet'i en az onun kadar sevmediğim içindir. Duygularıyla yaşayan insanlarız biz, profesyonel olacağımızı da sanmam, yeri geldiği zaman belden aşağıya vuruyoruz işte. Bizim için yazı yazan insanların da, bizim yansımalarımızdan farklı varlıklar olacağını düşünmek biraz saflık olacaktır.

21 Aralık 2006 Perşembe

TYTZ

Bakınca tırlatmamak elde değil, etrafta neler yaşanıyor, boktan havanın üzerine bir de neler ümüğümüze çökmekte şöyle bir bakalım ;

  • Konya Numune Hastanesinde bir testis muhabbetidir gidiyor. Gencecik bir çobanın testislerindeki acıdan dolayı hastaneye başvurduğu, o gece ve takip eden sabah görevdeki kadın doktorlar tarafından erkek olduğu için ultrasonunun çekilmediği söylendi ilk. Gündeme Hürriyet gazetesi ve yıldız oyuncuları Uğur Dündar tarafından getirilen bu haber, bir gün içerisinde toplumsal mücadelede yeni bir cephe açılmasına sebep oldu. Bugün geldiğimiz noktada; hasta yüzleştirildiği kadın doktoru o gece hiç görmediğini, aslında hastaneye bile gelip gelmediğinden emin olamadığını söyleyecek kadar korkmuş , babası da "Bize -O bayan ultrason çekemez- denildi, biz de bunu hastamız erkek olduğu için çekmiyor şeklinde anladık, ortada bir yanlış anlaşılma olmuş." şeklinde beyanatlarda bulunuyor. Arada geçen zamanda sözkonusu iki bayan doktor, mücadeleye hazırlanmış olacaklar ki kendilerini bu akşam haber bültenlerinde özgürlük bayrakları dalgalandırırken gördüm. Ortada ciddi bir dezenformasyon mücadelesi olduğu bariz, benim kafama takılan nokta olayı örtbas etmek isteyecen olan tarafın - ki bu tarafın hükümet yanlıları olduğu düşünülebilir- böylesine kısa sürede nasıl büyük bir beceri göstererek tutanakları , hasta ailesinin ifadesini ve hastanenin geçmişe dönük kayıtlarını değiştirmeyi başarabildikleri ? Yoksa Aydın Doğan tarafından Hükümetin cezaalanına indirilen ve kaleci tarafından başarıyla savuşturulan bir orta mı izledik ?
  • Bir de Cevahir olayı var, bildiğiniz gibi bu alışveriş merkezinde son hafta içerisinde sular bir türlü durulmadı. Nasıl olduğunu hala anlayamadığım bir biçimde ölen iki çocuk, bir adet de güvenlik görevlileri tarafından dövüldüğü kamera kayıtlarıyla ispatlanan beş yaşında çocuk var. Ölümlerin kaza olmadığını kimse düşünmüyordur umarım, beni düşündüren nokta ise dayak olayının ne zamana ait olduğu, ve neden şimdi gündeme taşındığı ? Burada da mı bir pislikle karşı karşıyayız yoksa ?
  • Hehe, Ekşi Sözlük'te darbe olmuş bugün arkadaşlar. Çoğunuz görmüşsünüzdür ama Moderatorler ve Preatorlerden oluşan bir grup, yönetimi ssg'den ve darbe dışında kalan moderasyon ekibinden aldıklarını açıklamışlar. Cunta yönetimi, bugün saat 22:00'ye kadar açıklanacak olan listeler üzerinden seçime gidileceğini ve yeni bir konsey oluşturulacağını belirtmiş. Arkadaşlara bravo diyor , olaya kefal sürüsü gibi atlayıp sabahtan beri sayfalar satırlar dolusu yazı kaleme alan arkadaşlara bereket diliyoruz. İnsanoğlu bir tuhaf, bazı şeylere fazlasıyla değer verip ciddiye alıyoruz sanırım.

17 Aralık 2006 Pazar

Kiev Çıkartması !

Böyle buyrun efendim, söylenecek çok şey var ama nasıl sıraya dizip anlatacağımı bilmiyorum. Belki ilerleyen zamanda aklımdakileri yazabilirim;



Konuyla ilgili daha donanımlı hale gelmek isteyen arkadaşlar "Gemide" filmini izleyebilirler, hatta burada konuşan elemana ve dinleyen arkadaşların alayına çok yakışacak bir söz sarfediliyor filmde Erkan Can tarafından;

İğrençsiniz ibneler !

20 Kasım 2006 Pazartesi

Oaxaca - Son Gelişmeler



Oaxaca'dan aldığım son haberler, işlerin iyice karışmakta olduğu yönünde. APPO Üniversitenin ( ve dolayısıyla radyonun ) kontrolünü halen elinde bulunduruyor, PRI hala şehirde; ve hala şehirin kontrolünden uzak.

Indymedia.org'da dezenformasyonun ağababası olduğuna dair genel bir söylem olsa da, Meksika Hükümeti Brad Will'in APPO tarafından tahrik amaçlı vurulduğunda ısrarlı. APPO da hem bununla, hem de kendi içerisindeki bölünmelerle uğraşıyor. Polis baskısı altındaki öğretmenlerin bir kısmı derslere girmek isterken, büyük bir kısım direnme taraftarı.

Oaxaca, bazı yorumlarca 21.yüzyılın ilk ciddi devrim denemesi olarak görülüyor, her ne kadar kan ve barutla bezeli olsa da; tarihin bu acı laboratuarını ilgiyle izliyoruz. Indymedia'daki bu makale, ilginç ve özetleyici bir niteliğe sahip; ilginizi çekiyorsa okuyun.

Ve tabii ki , www.oaxarevolt.org

5 Kasım 2006 Pazar

Tekrar selamlar herkese. Gundemimize soyle bir bakalim, etrafimda neler donuyor, bugünlerde kendime atmosfer olarak bu eski gezegenden hangi sedaları seçiyorum;

Oaxaca'yi hep beraber izliyoruz, bu olay günden güne çok değişik boyutlara doğru ilerlese de, yaşadığımız çağı daha serinkanlı değerlendirmek zorunda kalacağımızı bize bir kez daha hatırlatması açısından önemli. "Vendetta"'da High Chancellor Sutler, "Bize neden ihtiyaçları olduğunu hatırlamalarını sağlayın" diyordu, devlet aygıtları sanırım uluslararası toplumun ( belki ) asimetrik olarak yeniden inşa edilme ihtimali karşısında bu ve benzeri ihtimalleri değerlendirmeye almak zorunda kalabilir. Bana göre bu, mezarlarının daha derin kazılmasına yol açacak hamlelerden sadece biri olarak tarihe geçecektir. Yine "Vendetta"da geçtiği gibi; "Halk devletten değil, devlet halktan korkmalıdır." Bu olay, bana Indymedia hakkında daha fazla düşünebilme fırsatı da verdi. Herkesin haber gönderebilmesine açık bir oluşum, ülkemiz versiyonunda nasıl sanal bir küfürname halini alabiliyor da, diğer bürolarda bu durumla karşılaşmıyoruz ?

Salı günü ABD'de boşalan koltuklar için ara mahiyette bir seçim yapılacak , NYTimes'dan takip edebildiğim kadarıyla Demokratlar'ın ezici bir galibiyeti kimseyi pek şaşırtmayacak gibi. Göreve gelecek Demokrat adayların birçoğunun Temsilciler Meclisi üyelikleri başlar başlamaz Irak'tan çekilme için tasarı üretileceğini işaret etmeleri; böyle bir olaya pek ihtimal vermesem de dikkat çekici. Neticede görev başına gelindiğinde artık umursanan şey idealler ya da Şehit aileleri değil, devlet mekanizmasında kabul gördüğü haliyle ABD çıkarları olacaktır. Hem bu boku yiyen, hem de kepçesini yanında taşıyan bir devlet olarak Amerika, Bush yönetiminin reklam kampanyasının bir parçası olarak görülebilecek biçimde bir süratle bugün Saddam Huseyin'in idam cezasına çarpıldığını duyurdu mesela, bu da ilginç bir haber. Şer ekseni, jeostrateji, önleyici darbe gibi kavramları gözardı edecek olursanız; etrafa zarar vermekte olduğunuz için gecenin bir vakti bir grup haydutun evinizi basması, ailenizi öldürüp çocuklarınıza tecavüz etmesi, sizi de tavandaki avizeye asması; böyle bir adalet anlayışı bırakın Evangelistleri Eski Ahit'in tanrısını bile rahatsız ederdi herhalde.

17 Kasım Cuma günü MTV Türkiye Lansman partisi varmış , katılan gruplar ironik ve komik, Pussycat Dolls'un Headliner olduğu ( :) ) şenlikte Ogün Sanlısoy, 110, Athena, Hayko Cepkin, Sertap Erener, Teoman, Redd gibi Türk Büyükleri yer almakta. Bunlar içinde en dikkat çekici olansa Mor ve Ötesi'nin performansı olacak. Hayır, başta Harun Tekin olmak üzere bu arkadaşlar Şirket mirket tanımıyorlar ya, umarım MTV'den alacakları parayı da koyacak yer bulamayacaklardır. Harun kardeşime buradan saygılarımı hayret dolu gözlerle yolluyorum, neredeeen nereye değil mi, bir zamanlar çıkıp Siyaset Meydanı'nda anlamını bilmediğin kelimelerle cümleler kurmak , acaba "Benim küçük sevgilim" şeklinde şarkı söylemekten daha mı kolaydı?

TBL'den bu sene çok mutlu ve umutluyum, Fenerbahçe Ülker vak'asını bir kenara bırakırsak ( ki hala yenilebilir bir takım olduklarına - ve yüksek ihtimal şampiyon olacaklarına inanıyorum ) başa güreşebilecek takım sayısı gitgide artıyor. Belki bunda ligden Ülker'in çekilmiş olmasının ( Alpella'yı saymıyorum doğal olarak ) ve Efes'in geçen yılki performansından bile geride olmasının etkisi var, ama yine de Türk Telekom, Galatasaray, Beşiktaş, Banvit gibi takımları ciddiye alınması gereken mücadeleler gösterdikleri için takdir ediyorum. Türk Telekom bu hafta Efes'i çok güzel bir oyunla üst düzey basketbol oynayarak yendi, Jagla ve Dudley fazlasıyla dikkat çekici oyuncular. Muratcan'ı da atlamamalıyım, gerçekten takımının ona ihtiyaç duyacağı dakikalarda topu nasıl taşıyacağını biliyor. Bir tek Tutku'yu anlayamıyorum Telekom'da, hem ne yapmaya çalıştığını, hem de neden hala üst sıralara oynayan bir takımda yer aldığını. İlk sorumu kendisi, ikinci sorumu da Telekom yönetimi uzerlerine alınabilirler.

Geçen hafta da Beşiktaş'a yenilmiş olan Efes'te işlerin biraz daha karışacağına inaniyorum. Düşmekte olan performans sonrasında Oktay Mahmuti'nin yıllardır asla sorgulanmamış olan kırıcı otoritesi masaya yatırılır mı , bilinmez tabii. Haa, bir de Galatasaray'a 21 sayı fark atmış olan CASA Ted Kolejliler var, bu takımı bu yıl hic izlemedigimi için birşey söylemekten kaçınıyorum, ama Galatasaray önceki haftalardan beğenerek ( en azından oyun kurucuları oynamak için Aubrey Reese gibi okşanmak istemiyor ) izlediğim takımlardan biriydi.

Euroleague'de de bu hafta guzel geçecek , Efes Pilsen Perşembe akşamı Saat 20:15'te ( yanılmıyorsam tabii, yayıncı kuruluş SkyTurk'ten bu konuyla ilgili bilgi alabilmek zor ) bir alt sırada kendisini takip eden Le Mans'la oynayacak , 23 sayı ve 7.5 ribaund ortalamayla oynayan Eric Campbell efes uzunları karşısında neler yapacak göreceğiz. Euroleague'in en bahtsız, en bedevi, en istikbali rakı sofralarında tartışılası takımı Fenerbahçe ise Çarşamba akşamı aynı saatte Benetton'u kovalıyor olacak. bu sefer kötü talihlerini çevirerek Benetton'u yenmelerini bekliyorum. Lütfen.

4 Kasım 2006 Cumartesi

Oaxaca'da neler oluyor ??

Haberi olan var mi ?

Duydunuz mu, hala dayaniyorlar mi ? Atese tasla, gozu kavuran; cigerleri soken gazlara hic durmayacakmis gibi atan yurekleriyle karsilik veriyorlar mi bugun de ?

İnsanlar oluyor arkadaslar, bildiginiz oluyorlar yani Counter Strike degil bu. Mor isikta cozurdayan sinekler gibi birer birer dusuyorlar.

Oaxacarevolt.org'dan alabildigim son iki haber tuyleri diken diken ediyor;

"2006-11-02 16:19:50: Radio update

Report by Nancy Davies

Now at 3:00, after broadcasting that the helicopters have been firing tear gas indiscriminately into neighborhoods, the radio suddenly announces that the PFP is surrounded. The APPO refuses to release them

Then we hear that the explosions are savage firing from helicopters. Houses are on fire in colonias. Then we hear that the APPO demands a total withdrawal and the resignation of URO. Seven are said to be wounded, a boy gravely.

PRI porros gathered in front of the radio station--which was not invaded, I think because of the national outcry- the porros are provoking the movement supporters. I can hear a helicopter right now circling overhead in center. We are close to Santo Domingo and the APPO may have called for retaking the zocalo -- .

Seven people were arrested in Cinco Señores, and the APPO demands their release. Many wounded, including women and chidlren.

This is the Battle of Oaxaca, you read it here first. But I'm going to wait for the real reporters to report in."

Oaxaca savasinda durum daha kotu olmali, iste bu oralardan alabildigimiz son haber, gozlerim yasariyor;

"Report by Dean Gibson

A call for medical donations: bandages, anti biotics, etc, to be given at the Tierra Aldentro Restaurant in San Cristobal. Reports are that the Cruz Roja Mexicana in Oaxaca isnt answering emergency calls, and the hospitals are also not attending the injured, but instead they are being arrested!

source: radio zapatista"

Kizil hac cevap vermiyor, hastaneler doktorlar tutuklandigi icin yaralilari kabul edemiyor..Simdi ne yapiyorlar, olaylar nerelere geldi bilemiyoruz.

Gelin Turk basini bu olayla ne kadar ilgilenmis bakalim;

Radikal - Aydin Dogan'in solcu kafeslemek icin cikardigi pacavrada, olayin izi bile yok. İkinci sayfasinda Borat denen kepaze vardi bugun, dunya haberleri sayfasinda da bol bol AB mavrasi gordum.

Milliyet - Yok. Sadece 17 aylik bir bebege tecavuz etmenin ne kadar kotu birsey oldugunu anlatan uzun uzun yazilar var. Sanki bilmiyormusuz, o olay icimizi yakip kavurmuyormus gibi.

Sabah - Sabah gazetesinin Dunya haberleri kismindaki basliklara bir bakalim mi ?

"Kızını makasla sünnet eden babaya 10 yıl hapis"

"Âşığı için üç çocuğunu gölde boğdu"

"Müslüman diye işten kovuldular"

Neyse, siktir edin, bakmayalim. Hurriyet iyidir mesela.

Hurriyet - Buyrun cenaze namazina , Hurriyetin Dunya Haberlerinden anladigi da bu;

"Bin Ladin’e benziyor diye işinden oldu"

Aksam - Guler Komurcu denilen kadıncagiz Yimpas olayinin sifrelerini mansette cozerken, biz ic sayfalara bir gecelim;

"Kızgın Alman, euroları asitledi!"

Yok, bir yazida iki kere agzimi bozmak istemiyorum. Serdar Turgut'a saygisizlik olmasin ama, Engin Ardic yaziyor olmasa su tuvalet kagidina kicimi bile silmem.

Haberturk diye bir olay var bir de, bildiginiz gibi ayinin penisindeki kemigi elleriyle cikarmaktan hayvani bir zevk alan patrona sahip tek basin kurulusu. Onlarin durumu daha da aci, Dunya haberleri kismina girdigimde "Arkadan Frikik verdi" diye bir haber gordum.

Valla, bakin.

Saka yapiyor gibi durabilirim ama, gercekten icim aciyor arkadaslar. Orada insanlar olmekte, devlet her sıkıstıgında yaptigi gibi gucunu insanlarin agzina catir catir sicmak icin kullanmakta, buralarda ise kimsenin haberi yok. Tabii ufak bir grup haric; bakin İstanbulda ne yapmislar;



"A press meeting and demonstration by Indymedia – Istanbul volunteers was realized today (2 November, 2006) in front of Mexico’s Consulate in Istanbul to protest the murder of documentarist anarchist Brad Will by state-supported paramilitary forces on 27 October, 2006 in Mexico, Oaxaca; who was there as a volunteer journalist for Indymedia-New York to document the state-funded paramilitary violence against teachers and people’s councils’ struggle. "

Indymedia.org'a donelim, olayla ilgili turkce bilgi bulabilecegimiz belki tek taze kaynak; onlar da son haber olarak Polisin universiteye saldirdigini yazmislar. Radio APPO'nun canli yayin kayitlarina ulastim, saat 20:40'da sona eriyor, yani bizim saatimizle bu sabah.

Radyo binasi havaya ucmus.

Soylenecek cok sey kalmiyor.

1 Kasım 2006 Çarşamba

Oaxaca Vive! ¡La Lucha Sigue!


Oaxaca'da neler oluyor ?

Hicbiriniz bu kucuk sehrin adini duymadiniz biliyorum, ben de duymamistim. Ta ki bugüne kadar.

Dunya Gazetesi'nin 29 Ekim 2006 nushasindan alintiliyoruz;

"..MEXICO CITY - Meksika'nın güneyinde yeralan Oaxaca'da meydana gelen şiddet olaylarına hükümet müdahale etmeye hazırlanıyor. İsyancılara ultimatom veren hükümet yetkilileri, protestoculardan barikatları kaldırmaları ve devlet dairelerini boşaltmalarını istedi.

Meksika'da yaşanan şiddet olayları devam ediyor. Hükümet isyancılara ultimatom vererek, olayların sonlandırılması için hazırlık yapmaya başladı. Oaxaca'da meydana gelen olaylarda çok sayıda bina ateşe verilirken, zaman zaman girişilen çatışmalarda çok sayıda kişi yaralandı. Protestocuların yollara kurduğu barikatların bir an önce kaldırılmasını isteyen yetkililer, işgal edilen devlet dairelerinin de boşaltılmasını talep etti. İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre şu ana kadar birçok sokak, plaza ve devlet binası ile özel mülkler protestocular tarafından ele geçirildi.

Öte yandan olayların başlangıcına neden olan öğretmen eylemleri ise son bulacak gibi görünüyor. 70 bin öğretmenin daha iyi iş koşulları ve maaş talebi ile başlayan grevleri bölgedeki dengeleri sarsarak, olayların çıkmasına neden olmuştu. Hükümet, federal güçlerin bölgeye giderek, durumu yeniden kontrol altına alacaklarını ifade ederken, Öğretmenler Birliği'nden yapılan açıklamaya göre, öğretmenler eylemlerine son vererek Pazartesi günü itibariyle görevlerine geri dönecek. Birlik Başkanı Enrique Rueda, "Anlaşma imzaladık. Bu durumda okullar 30 Ekim Pazartesi günü yeniden açılacak" dedi.."

Bakin burada da bir Mainstream medya study'si olarak gorulebilecek bicimde Radikal'in olaylari yansitis bicimi yer aliyor;

"Komşu polise linç girişimi

REUTERS - OAXACA - Eyalet valisinin görevden alınması amaçlı protestolarda, eylemcilerle polisin sıkı çatışmalara giriştiği Meksika'nın güneyindeki Oaxaca kentinde, bir polis komşularının linç girişimine maruz kaldı. 50 kadar komşusu, bir evi soymakla suçladıkları polis Manuel Dominguez'i, sokak lambasına bağlayıp işkence yaptı. Kızgın komşular, giysilerini çıkarıp üzerine su boca ettikleri Dominguez'i saatlerce dövdü."

Bu kadar. İlginizi cekti mi , kafaniz karismis olmali.

Devam edelim; Sabah gazetesi nasil bakmis olaya;

"Meksika'da Ortaçağ dönemi yargı geri geldi

Meksika'nın Oaxaca eyaleti 4 aydır inanılmaz gösteri, işgal ve çatışmalara sahne oluyor. Vali Ulises Ruiz'in istifasını talep eden ve kendilerine "Oaxaca Halk Meclisi" (APPO) ismini veren grubun eyaleti "işgal" etmesinin ardından ülkede Ortaçağ benzeri sahneler yaşanmaya başladı. Dün de hırsız olduğu iddia edilen bir grup genç ilk önce APPO üyeleri tarafından dövüldü sonra da ağaca bağlandı. Gençleri öfkeli kalabalığın elinden polisler kurtardı. Olaylar APPO ile eyalet polis güçlerinin çatışmalarıyla başladı. APPO yönetim binalarını işgal ederken, çatışmalarda 8 kişi hayatını kaybetti."


Peki siz olaylarin aslını ogrenmek istiyor musunuz ? Gozumuzun onune bok rengi bir perde ceken tum bu dezenformatif hareketlerden sıyrılın, ve kendiniz takip edin. Internet MSN, Muzik, Cnn.com ve Porno'dan ibaret bir lagim cukuru degilmis degil mi, cok ilginc.

Disaridan izlemeyi birakin, biraz da iceri girin.

30 Ekim 2006 Pazartesi

Kuzey Kore Halki Nasil Kurtulur?


Cok umurlarindaydi ya sanki, VACLAV HAVEL, KJELL MAGNE BONDEVIK ve ELIE WIESEL usenmemisler, Kuzey Kore halkinin cektigi acilar ve izdiraplar uzerine bir yazi kaleme almislar New York Times'da. Havel'i taniyorsunuz, eski Cek Cumhuriyeti Reisicumhuru, Bondevik Norvec eski basbakani. Wiesel ise taninmis bir profesor, genellikle insan haklari konusu uzerinde arastirmalar yapiyor. Artik yeter, biz dayanamiyoruz, ne olacak bu Korelilerin hali demisler, asagidaki yaziyi dokturmusler.

Linki bu; ama bu adamlar bazen subscription filan isteyebiliyor diye yaziyi da kopyaliyorum;

" WHILE the focus in recent weeks has been on North Korea’s nuclear test, we shouldn’t lose sight of the fact that the government there is also responsible for one of the most egregious human-rights and humanitarian disasters in the world today.

For more than a decade, many in the international community have argued that to focus on the suffering of the North Korean people would risk driving the country away from discussions over its nuclear program.

But with his recent actions, North Korea’s leader, Kim Jong-il, has shown that this approach neither stopped the development of his nuclear program nor helped North Koreans. It is time, therefore, for a renewed international effort to ameliorate the crisis facing the country’s citizens.

And with the unanimous adoption by the United Nations Security Council of the doctrine that each state has a responsibility to protect its own citizens from the most egregious of human-rights abuses, a new instrument for diplomacy has emerged.

States will retain sovereignty over their own territory, but if they should fail to protect their own citizens from severe human-rights abuses, the international community now has an obligation to intervene through regional bodies and the United Nations, up to and including the Security Council.

It is in this context that, working with the law firm DLA Piper and the United States Committee for Human Rights in North Korea, we commissioned a report on the failure of the North Korean government to exercise its responsibility to protect its own people. The evidence and analysis in this report are deeply disturbing. Indeed, it is clear that North Korea is actively committing crimes against humanity — against its own people.

North Korea allowed perhaps one million — and possibly many more — of its own citizens to die during the famine in the 1990’s. This was caused in part by the government’s decision to reduce food purchases as international assistance increased so that it could divert resources to its military and nuclear program.

Hunger and starvation remain a persistent problem today, with more than 37 percent of North Korean children chronically malnourished. And yet North Korea has requested less food assistance from the World Food Program and refuses to let the program monitor food distribution in some 42 of 203 counties in the country.

As a result of the cuts in food aid, the program has said that millions of North Koreans will face real hardship this winter and many aid groups have warned of another famine.

Furthermore, North Korea holds as many as 200,000 people in its political prisons. Not only are real or imagined dissenters imprisoned, but so are their relatives, including the elderly and children, under a guilt-by-association system instituted by North Korea’s founder, Kim Il-sung.

Prisoners in the gulag are provided starvation-level rations, forced to work long days under brutal conditions, and many face torture or execution for trivial offenses. It is estimated that more than 400,000 have died in the North Korean gulag over 30 years.

The few attempts by the international community to engage with North Korea on human rights and humanitarian concerns have come up short. Resolutions adopted by the General Assembly and the Commission on Human Rights have been repudiated by North Korean representatives and then ignored.

In addition, North Korea refuses to recognize the legitimacy of the United Nations special rapporteur on human rights in North Korea and has denied his numerous requests for access to the country.

Kim Jong-il has proven that the international community’s restraint in openly discussing North Korea’s treatment of its own people did not yield compromise on the nuclear issue. It merely allowed him to decouple the two issues.

Now that Kim Jong-il’s nuclear weapons test has attracted the attention and condemnation of the world, it is imperative to seize this opportunity and once again engage with Pyongyang on human rights and humanitarian concerns.

Our report recommends that, as a first step, the Council should adopt a non-punitive resolution urging open access to North Korea for humanitarian relief, the release of political prisoners, access for the special rapporteur and engagement by the United Nations.

We also urge the incoming secretary-general, Ban Ki-Moon, to make his first official action a briefing of the Security Council on this dire situation.

Protecting the people of North Korea requires nothing less."



Aslan parcalari, ozetle Kuzey Kore yonetiminin halkin cektigi tarifsiz sikintilar pahasina Nukleer programina devam etmesini bir insanlik sucu olarak ilan ediyor, Cezaevlerinde siyasi tutuklu olarak olen yuzbinlerce insanin , bir o kadar tutuklunun ve ac yasamaya mahkum edilmis cocuk yastaki calisanlarin haklarinin Uluslararasi toplum tarafindan savunulmasi icin yardim feryatlari atiyorlar.

Ulan, bu adam otuz senedir bu ulkenin basinda, bu milletin ezilmekten zerre dermani kalmadi, simdi mi geliyor akliniz basiniza ? Simdi mi mudahale cigliklari atiyorsunuz ? Amerika'nin dunyanin yuce cikarlarini korumasi icin bu uc isim tarafindan goreve cagirilmasini gormemiz, hic de olumlu gelismelere gebe olmayan gunlere dogru ilerledigimizi hissettiriyor.

19 Ekim 2006 Perşembe

Son Gelismeler

Evet arkadaslar, yazin son gunlerinden yeteri kadar uzaklastik artik; kisin getirdigi umutsuz ruh hali hepimizin uzerine katran gibi cokerken; yapabilecegimiz tek sey yazdan kalma aliskanliklari surdurmek yerine bu depresif gecisi biraz daha kolaylastirmak. Kahvenizi alip muzigin sesini hafifce kisin, ve disarida amansizca kosturmakta olan ruzgarla dans eden yagmuru dinleyin.

Cetin gececek kis, ve guzel; ozellikle benim gibi soguktan bile bir mutluluk sebebi cikarabilenler icin.

Gelelim son haberlere.

Bence gunun en bomba gelismesi, RTUK tarafindan Radyo ve Televizyon yayincilari Dernegi'ne gonderdigi tavsiye karariyla, Fransiz urunu yayinlarin gosterilmemesini tavsiye etmesi oldu. NTVMSNBC.com'dan alintiliyoruz;

"Radyo ve Televizyon Yayıncıları Derneği’ne gönderilen tavsiye kararında, Fransız kaynaklı medya ürünlerinin kullanılmaması istendi.

Kurul’dan yapılan açıklamada, “Türk halkının tarihine karşı yapılmış büyük bir haksızlık olan ve Türk-Fransız dostluğunu bozma niteliği taşıyan, sözde Ermeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılmasını öngören yasa önerisi gündemden tamamen çıkarılıncaya kadar, Türkiye’de yayın yapmakta olan radyo ve televizyon kuruluşlarına Fransız kaynaklı medya ürünlerini yayınlamamalarının tavsiye edilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir” denildi."

Bu fikir asil olaran hangi dangalagin aklindan cikti bilmiyorum ama, bence RTUK'un ne kadar uyesi varsa hepsi Kultur Emperyalizmi ve Fasizm kavramlari uzerine dusunmeli. Siz Fransa Parlamento'sunun kararini Fransiz Kultur urunlerini ezerek protesto edemezsiniz, bu sokaklarda eski Peugeot'lari parcalamaya da; Dincilerin gazina gelip Fransiz maliymis gibi lanse edilen Ulker rakibi urunleri yememeye de benzemez.

Fransa Parlamento'sunun aldigi karara bu ulkede ufak bir azinlik haricinde herkes tepkili, ama bugunlere gelmemizde en onemli payin tepkimizi gosterme hakkimizi daima yanlis kullanmamizda oldugunu da unutmamaliyiz. Abdullah Ocalan biz Uno'larin uzerinde tepindigimiz icin Turkiye'ye teslim edilmedigi gibi, Fransa Meclisi'nde alinan bu kararin bir sekilde Fransiz sistemi icerisinde onune gecilmesi de biz Fransiz Konsolosluguna bulabildigimiz tum kek malzemelerini firlatiyoruz diye olmayacak.

Yine de tepkinizi bu tarz olaylarla insa etmenizi anlayabiliyorum; sorun burada degil. Sorun yukarida goruldugu gibi, esegin bir taraflarina suyu kacirmak icin bu tarz insanlarin sebat gostermesinde. Kardesim, Fransiz kaynakli Medya urunlerinin kullanilmamasi bu olayi hicbir sekilde cozume suruklemeyecegi gibi, uzerinden zaman gecip de bu karar tarihi bir done olarak incelendiginde bizim kendimize olan saygimizda da ciddi sarsintilara yol acacaktir.

Tamam; Simdi Gerard Depardieu'nun filmlerini izlemeyecegiz, Luc Besson'a burun kivirip Daniel Auteuil'in insanustu oyunculugunu gormekten gelecegiz,

Peki ya bir gun bu dallamalara benzeyen biri cikip Marcel Proust'u, Sartre'yi, Albert Camus'u da okumamamizi tavsiye ederse? Fasist dusunce kohne ve karanlik bir agac kabugu gibidir, girdiginiz yer isil isil olsa da nereden cikacaginizi asla bilemezsiniz.

Siz Fransa'ya dusman oluyorsunuz, bu karara ya da Fransiz Parlamentosuna degil. Bense beklentilerinizin aksine Fransa'ya asla dusman olamayacagim; Necati Dogru gibi Curumus Fransa Bilmemne Fransa Yozlasmis İdol seklinde bol unlemli, uyakli, hicbir boka benzemeyen yazilar dokturemeyecegim.

Cünkü; Sartre Fransa'dir arkadaslar. Proust, Fransa'dir.

Kaldi ki Death Metal grubu Gojira'yi gun gectikce daha da fazla tutmaya basladim. Onlar da Fransiz, ne yapacagiz simdi ? System of a Down'a yaptigimiz gibi onlari da Last.Fm'de shit olarak mi taglasak acaba ?


Bu konuya dalmisken diger gelismeleri unutuyorduk az kalsin; bazen sinirlenince kendimi kaptiriveriyorum.

Kirk Hammett'in oglu olmus ; kendisini kutluyor, kucuk angel ray keala'ya babasinin feyz alacagi yonlerini iyi secmesini ve guzel bir hayat diliyorum. Boylece Kirk'in i.ne olduguna dair soylentiler de yikilmis oldu.

Bu olaya Dave Mustaine ne diyecek acaba, hehe.

14 Ekim 2006 Cumartesi

Kemal Kerinçsiz : One For the Money, Two For the Show !



Hehe, ben bu adama bayiliyorum arkadaslar. NTVMSNBC.Com'dan alintiliyoruz, resmi de oradan aparttim arkadasin tarzini yuzde yuz yansitan daha iyi bir resminin olabilecegini sanmiyorum;

"Davayı hangi gerekçeyle ve hangi mahkemede açmayı düşünüyorsunuz?

Bunun temal altyapısını henüz oluşturmadık. İsveç mevzuatı bu konuda çok önem taşıyor. Ödülün verildiği kurum İsveç Akademisi olduğu için mutlaka İsveç yasalarına göre açacağız. Muhtemelen sözkonusu akademik kurulun uyguladığı bir mevzuat var. O mevzuat, özel de olsa, geleneksel de olsa ödülün o mevzuat içerisinde objektif, genel ve eşitlik kurallarına uygun olarak verilmesi lazım. Tamamen bilimsel, akademik ve sanatsal değerlerin özümsenerek eserlerin tespit edilmesi lazım. Asla siyasallaşmaması ve siyasi kriterlerden uzak kalması lazım. Burada biz şu kanaatteyiz: Orhan Pamuk’a verilen ödül tamamen siyasallaştırılmıştır. Ermeni diasporasının gayretleriyle verilmiştir. Saat yarım sularında bir yandan Fransız Meclisi’nden çıkan karar hemen akabinde Orhan Pamuk’a aynı konuda, onun yapmış olduğu sözde Ermeni soykırım açıklamaları konusunda ödülün verilmiş olması aslında bu ödülün genellikle objektiflikten, bilimsellikten, edebilikten, sanatsal özelliklerin korunmasından çok daha uzak doğrudan doğruya belli bir çevrenin baskısıyla, himayesiyle verildiğinin göstergesidir."

Olaylari kicindan anlamak konusunda gosterdigi bu ustun basaridan dolayi asil sayin Kerincsiz'e Nobel Fizik Odulu verilmesi lazim, armudun nasil dibine dustugunun canli ispati olmasi yeter de artar bile.

Bu ulkenin milliyetcisinin karikaturize edilmis hali budur iste, biraz abartilmis, kenar cizgilerinin uzerinden gecilmis hali. İsveç Akademisi'ni, İsveç Akademisi'nin verdigi bir odulde İsveç Akademisi'nin henuz oldugundan bile emin olmadigi mevzuatini aykiri davrandigini dusundugu icin dava edecekmis bu arkadas. Yani;

1. Olayin genel cercevesinden haberdar degil. Bu lafi Nobel/Fransiz Meclis Karari olaylarinin hemen arifesinde dile getirecek kadar populizmin temellerinden haberdar, ama henuz emin olmadigi bir sucun islendigine dair dava acmaya kalkisacak kadar hukukun temellerinden habersiz.

Devam ediyoruz;

"Orhan Pamuk’un kitaplarını okudunuz mu?

Okudum, okudum.

Hangi kitaplarını okudunuz? Edebi olarak nasıl eleştirdiğinizi öğrenebilir miyiz?

Kar romanını okudum. Bir iki eserine de başladım ama emin olun 50-55 sayfadan sonra götüremedim. Zamanımın boşa harcandığı kanaatiyle uzak kaldım ama Kar romanını başından sonuna kadar okudum. Onu da edebi değeri son derece düşük, ikinci-üçüncü sınıf romancıların yazabileceği kitap olarak görüyorum."

2. Edebiyat bilgisinden yoksun. Estetik duygu yok, elestiri kabiliyeti ve kulturu yok, sadece ve sadece basladigi bir romani 50-55 sayfa okuyabilecek basirete ve sabira sahip. Sondaki ikisi, bastaki ikisinin yerini katiyen tutmuyor; hatirlatirim.

Devam;

"İsveç’e ne zaman gidiyorsunuz?

Yasal mevzuatı toplayacağız. İsveç’te açabileceğimiz davanın genel ilkelerini koyacağız. Nobel Ödülü’nü hangi mevzuata uygun olarak verildiğini tespit edeceğiz. Ondan sonra davayı açacağız. Emin olun ödülü şaibeli hale getireceğiz. Çünkü Orhan Pamuk da bizim gözümüzde şaibeli, ödül de şaibeli. Biz ödüle şu gözle bakıyoruz: Türk milletinin değerlerine hakaret etmenin bir bedeli ve diyeti var."

3. Bravo koc yigidime. Amac odulun saibeli oldugunun konusulmasi, peki odulu dunya kamuoyu nezdinde saibeli hale getirecek olanlar kimler ? Turkiye'nin 301. maddeden dolayi dunya capinda sorgulanan bir ulke haline geldigini insanlarin gozune anlamsiz davalar acarak savunan bir avukat. Peki bu kisi odulu nasil saibeli hale getiriyor? Turklerin anlamsiz davalar acmaktan baska haklarini savunabilecekleri doneler one suremeyeceklerini ispatlayarak. Biz, hakli oldugumu Sozde Ermeni Soykirimi iddialarinda da bu tarz hareketler sonucunda bu kadar geriye dusmustuk.

Hamasi hareketler, ve Turke Turkun propagandasini yapmak sadece Edirne'ye kadar isinize yarar sayin Kerincsiz; bunu sizin degerli buyukleriniz zaten biliyor olmali, umarim hareket etmeden once Sayin Bahceli ve Sayin Demirel gibi Siyaset Cemberinde sizden kat ve kat fazla pismis buyuklerinizden feyz aliyorsunuzdur.

Kendisi bundan yillar once oturdugum ilcede "Milli Hislere sahip bir Parti" kanadindan belediye baskan adayi olmuslardi, secilmemis olmalarina her gecen gun daha cok seviniyorum. Duvarlara asilan afislerinden o zaman cok korkardim, simdi bir tane bulsam atlattigimiz o gunlerin anisina duvarima asmayi planliyorum.

PS: Lutfen kendisi ve kendisi gibi dusunenler, sayet yollari bir gun buralara duser de ruhuma bir kufurname okumak icin birkac dakikalik sovgu durusunda bulunurlarsa, konuyu netlestirmek icin asagidaki SOAD yazisini da okusunlar.

Begenmezlerse altlarda bir yerlerde Cemal Sureya'nin bir siiri var, gozlerinin dibine yerlesmis estetik carpikligi duzeltir mi bilmem ama, sanirim iddianamelerden daha degerli metinler okumalarinin zamani geldi.