$2.99

15 Ekim 2006 Pazar

Haftanın Playlisti

Bir bakalim, bu hafta neler dinleyebiliriz?

6. Gov't Mule - Kulliyat [Bir kere bu adamlar kesin dinlenecek, kacis yok. Hayatimin soundtrack'ini yapmak yolunda ilerliyorlar, ama yagmurlu havalarda gecerli degiller pek.]

5. Gurol Agirbas - Kopruler İki Dunya [Guzel album, Erkan Ogur da var.]

4. Dream Theater - Six Degrees of İnner Turbulance

3. Audioslave - Revelations

2. Motorhead - Kiss of Death [Super album, super produksiyon, super sarki sozleri, super vokal. Vokalisti Lemmy diye bir cocukmus galiba, takdir ettim.]

1. Sepultura / Soulfly - Kulliyat. Kacinilmaz olarak.

Arz ederim.

Reunion?

24 yillik hayatimda sanirim ilk defa, ben demistim deme sansina sahip oluyorum.

Asagidaki resimler; Soulfly resmi Web sitesinin forum kismindan alindi. Tam on yil sonra iki kardes tekrar yana, el ele. Igor Sepultura'dan ayrildigini acikladigi zaman, "Senin yerin kardesinin yanidir evladim" diyen binlerce Sepultura fanindan biri de bendim.

Asagidaki fotograflarin yanina, Max'in yuzundeki inanilmaz gulumsemenin ne anlamlara geliyor oldugunu da eklersek, yakinda Sepultura'yi baska bir isimle de olsa tekrar izleyebilecegimiz sonucu uzak gorunmuyor. Max grubuyla buralara ugruyor cunku, yeni bir projeyle yine buralarda dolasacaktir.








Hail to Igor, Max, and all Sepulnation !

Cozy Powell

Sene 74, Grup Rainbow, Davulcu merhum Cozy Powell. Mike Portnoy muzik yapmiyor o zamanlar, Dave Weckl yapmiyor, Dave Lombardo, Lars Ulrich, Scott Colombus, Gene Hoglan hicbiri yapmiyor.

Ve bu adam, o yillarda deliler gibi cift kros kullaniyormus. Teknige, bagetleri tutusa dikkat, ben hicbir birakin Metal'i Hard'n Heavy davulcusunda bu uslubu goremedim.

Sekiz sene oluyor hayatini kaybettigi kazanin ardindan, biz bu yuzden kendisini hala aniyoruz.

Takdim ediyorum; karsinizda Cozy Powell, Black Sabbath'in hayatta kaldigi yildan cok cok daha fazla albumde calmis davulcusu.

14 Ekim 2006 Cumartesi

Kemal Kerinçsiz : One For the Money, Two For the Show !



Hehe, ben bu adama bayiliyorum arkadaslar. NTVMSNBC.Com'dan alintiliyoruz, resmi de oradan aparttim arkadasin tarzini yuzde yuz yansitan daha iyi bir resminin olabilecegini sanmiyorum;

"Davayı hangi gerekçeyle ve hangi mahkemede açmayı düşünüyorsunuz?

Bunun temal altyapısını henüz oluşturmadık. İsveç mevzuatı bu konuda çok önem taşıyor. Ödülün verildiği kurum İsveç Akademisi olduğu için mutlaka İsveç yasalarına göre açacağız. Muhtemelen sözkonusu akademik kurulun uyguladığı bir mevzuat var. O mevzuat, özel de olsa, geleneksel de olsa ödülün o mevzuat içerisinde objektif, genel ve eşitlik kurallarına uygun olarak verilmesi lazım. Tamamen bilimsel, akademik ve sanatsal değerlerin özümsenerek eserlerin tespit edilmesi lazım. Asla siyasallaşmaması ve siyasi kriterlerden uzak kalması lazım. Burada biz şu kanaatteyiz: Orhan Pamuk’a verilen ödül tamamen siyasallaştırılmıştır. Ermeni diasporasının gayretleriyle verilmiştir. Saat yarım sularında bir yandan Fransız Meclisi’nden çıkan karar hemen akabinde Orhan Pamuk’a aynı konuda, onun yapmış olduğu sözde Ermeni soykırım açıklamaları konusunda ödülün verilmiş olması aslında bu ödülün genellikle objektiflikten, bilimsellikten, edebilikten, sanatsal özelliklerin korunmasından çok daha uzak doğrudan doğruya belli bir çevrenin baskısıyla, himayesiyle verildiğinin göstergesidir."

Olaylari kicindan anlamak konusunda gosterdigi bu ustun basaridan dolayi asil sayin Kerincsiz'e Nobel Fizik Odulu verilmesi lazim, armudun nasil dibine dustugunun canli ispati olmasi yeter de artar bile.

Bu ulkenin milliyetcisinin karikaturize edilmis hali budur iste, biraz abartilmis, kenar cizgilerinin uzerinden gecilmis hali. İsveç Akademisi'ni, İsveç Akademisi'nin verdigi bir odulde İsveç Akademisi'nin henuz oldugundan bile emin olmadigi mevzuatini aykiri davrandigini dusundugu icin dava edecekmis bu arkadas. Yani;

1. Olayin genel cercevesinden haberdar degil. Bu lafi Nobel/Fransiz Meclis Karari olaylarinin hemen arifesinde dile getirecek kadar populizmin temellerinden haberdar, ama henuz emin olmadigi bir sucun islendigine dair dava acmaya kalkisacak kadar hukukun temellerinden habersiz.

Devam ediyoruz;

"Orhan Pamuk’un kitaplarını okudunuz mu?

Okudum, okudum.

Hangi kitaplarını okudunuz? Edebi olarak nasıl eleştirdiğinizi öğrenebilir miyiz?

Kar romanını okudum. Bir iki eserine de başladım ama emin olun 50-55 sayfadan sonra götüremedim. Zamanımın boşa harcandığı kanaatiyle uzak kaldım ama Kar romanını başından sonuna kadar okudum. Onu da edebi değeri son derece düşük, ikinci-üçüncü sınıf romancıların yazabileceği kitap olarak görüyorum."

2. Edebiyat bilgisinden yoksun. Estetik duygu yok, elestiri kabiliyeti ve kulturu yok, sadece ve sadece basladigi bir romani 50-55 sayfa okuyabilecek basirete ve sabira sahip. Sondaki ikisi, bastaki ikisinin yerini katiyen tutmuyor; hatirlatirim.

Devam;

"İsveç’e ne zaman gidiyorsunuz?

Yasal mevzuatı toplayacağız. İsveç’te açabileceğimiz davanın genel ilkelerini koyacağız. Nobel Ödülü’nü hangi mevzuata uygun olarak verildiğini tespit edeceğiz. Ondan sonra davayı açacağız. Emin olun ödülü şaibeli hale getireceğiz. Çünkü Orhan Pamuk da bizim gözümüzde şaibeli, ödül de şaibeli. Biz ödüle şu gözle bakıyoruz: Türk milletinin değerlerine hakaret etmenin bir bedeli ve diyeti var."

3. Bravo koc yigidime. Amac odulun saibeli oldugunun konusulmasi, peki odulu dunya kamuoyu nezdinde saibeli hale getirecek olanlar kimler ? Turkiye'nin 301. maddeden dolayi dunya capinda sorgulanan bir ulke haline geldigini insanlarin gozune anlamsiz davalar acarak savunan bir avukat. Peki bu kisi odulu nasil saibeli hale getiriyor? Turklerin anlamsiz davalar acmaktan baska haklarini savunabilecekleri doneler one suremeyeceklerini ispatlayarak. Biz, hakli oldugumu Sozde Ermeni Soykirimi iddialarinda da bu tarz hareketler sonucunda bu kadar geriye dusmustuk.

Hamasi hareketler, ve Turke Turkun propagandasini yapmak sadece Edirne'ye kadar isinize yarar sayin Kerincsiz; bunu sizin degerli buyukleriniz zaten biliyor olmali, umarim hareket etmeden once Sayin Bahceli ve Sayin Demirel gibi Siyaset Cemberinde sizden kat ve kat fazla pismis buyuklerinizden feyz aliyorsunuzdur.

Kendisi bundan yillar once oturdugum ilcede "Milli Hislere sahip bir Parti" kanadindan belediye baskan adayi olmuslardi, secilmemis olmalarina her gecen gun daha cok seviniyorum. Duvarlara asilan afislerinden o zaman cok korkardim, simdi bir tane bulsam atlattigimiz o gunlerin anisina duvarima asmayi planliyorum.

PS: Lutfen kendisi ve kendisi gibi dusunenler, sayet yollari bir gun buralara duser de ruhuma bir kufurname okumak icin birkac dakikalik sovgu durusunda bulunurlarsa, konuyu netlestirmek icin asagidaki SOAD yazisini da okusunlar.

Begenmezlerse altlarda bir yerlerde Cemal Sureya'nin bir siiri var, gozlerinin dibine yerlesmis estetik carpikligi duzeltir mi bilmem ama, sanirim iddianamelerden daha degerli metinler okumalarinin zamani geldi.

BEKO TBL'de Mac İzlemek İcin Yapilmasi Gerekenler

1. Bilet Almak:

Efendim, basket maclarinin biletleri eskisi kadar zor ulasilir degil, salonlarin kapilarinda alma seceneginin yaninda biletixten de alabilirsiniz. Onemli olan 10 ytl olan bileti 1 ytl islem masrafi ve 3 ytl hizmet bedeli ile %40 daha fazla fiyata almaniz degil, dunya uzerinde boyle komisyonlar koyan baska firma var mi onu da bilmiyorum. Olayin puf noktasi su; biletler bildiginiz gibi tribunlerin sahaya yakinliklarina ve acilarina gore farkli fiyatlardan satilmakta. Sakin ha gidip de ( Saha icini kapsayan biletler haric ) pahali biletlerden almayiniz. Cunku Tekel - Darussafaka gibi bir mac izliyorsaniz zaten salonda polislerle birlikte yalniz olacaginiz icin istediginiz yere gidip oturabileceksiniz. Ama Fenerbahce Ulker - Besiktas Cola Turka gibi bir maca gitme niyetiniz varsa, ve amaciniz sadece ve sadece musabakayi izlemekse, saha kenarinizdan aldiginiz bilet bir sure sonra bazi gucler tarafindan salon kapilarinin disarida ucretsiz girmek icin bekleyen guruha acilmasi sonucunda etkisiz hale gelecektir, siz zaten saha kenarini pankartlarla kaplayip hoplayip ziplamak icin can atan fanatik taraftarlar tarafindan tadi kacmis bir sakiz gibi cignenip oturdugunuz yerden tukuruleceksiniz. Ben, iki periyot dayanabildim, maci rahat izlemek icin ust tribundeki kameramanin yanina kactigimda ise oturdugum yerin uzerinde tum tribunu kapsayacak sekilde bir bayrak acildigini gordum. Evet, o bayragin altinda kalan yaklasik dort bin kisi maci nasil izledi o kismi hepimiz merak ediyoruz. Hayir, bir de kesin kasinti filan yapar o naylon.

Ayrica, belli bir takim taraftariysaniz, anladigim kadariyla mac oncesi salonun disina gelen Reis adinda bazi adamlar mevcut, bunlari bekleyip "Abi meraba ehu ehu" seklinde etrafindaki etten cembere dahil olursaniz, bilet almaniza filan gerek kalmiyor. Neyin reisidir, onu bilemiyorum, ama Temel Reis olmadigi kesin.

Ha, bir de Biletix isimli bu kurulus BJK ve Fenerbahce kulupleri arasinda yapilan anlasma geregince maclara misafir seyirci alinmayacagini bilet satis ekranlarindan duyurmuyor, buna dikkat edin yoksa benim gibi sekiz dokuz bin Fenerbahce seyircisinin icinde tek Besiktasli olarak mac izlemek zorunda kalirsiniz. Duzenli olarak bize karsi duyduklari cinsel acliktan bahsettiler, benim aklim o sirada Ostojic'in neden etkisiz kaldiginda oldugu icin pek tahrik olmadim.

2. Salona Girmek:

Bu da diger bir dikkat gerektiren nokta. Allah muhafaza, sigara filan iciyorsaniz, ve benim gibi cakmaginiza bagli bir insansaniz; tavsiye ediyorum maca kibritle gidin. Biliyorsunuz; karsilasmalar sirasinda kafa yarmak maksatli sahaya cakmak, bozuk para, cep telefonu, cagri cihazi, semsiye, maytap ve sandalye atan tipler mevcut ulkemizde, ve sevgili guvenlik guclerimiz nazarinda hepimiz bu kapsama giriyoruz. Kapidaki gorevliye cakmagimi vermeyecegimi belirttim, o da vermek zorunda oldugumu soyledi. Sigara ictigimi, ve sigarami yakabilmek icin genellikle cakmaga gerek duydugumu soyledigimdeyse ne is yaptigimi sordu. "Borsaciyim" dedim, inanmayip kimligime bakmak istedi. Ehliyetimden borsaci oldugumu nasil anladi bilmiyorum ama cakmagimi geri verdi, oysa borsacilarin cogu derin ruhsal problemler yasayan insanlardir. "Sofben tamircisiyim" deseydim ne tepki verecekti cok merak ediyorum.

Tabi borsaci oldugum icin paranin kiymetini bildigim varsayimindan hareketle bozuk paralarimi da almadi, zaten bes dakika sonra icerideki bufelerde sosisli alma girisimim sonucu verdigim 10 ytl'ye karsilik para ustu olarak 6 adet 1 ytl'lik bozuk parayla odullendirilmistim. 6 tane buyuk sayilabilecek madeni paradan bahsediyorum, kafa yarma gibi bir istegim olsaydi İbrahim Kutluay'in gorece buyuk kafasina uc tanesini isabet ettirebilirdim. Kesin.

3. Yerinize oturmak:

Biletiniz var ya, siz tabii ki yerinize rahatlikla oturabileceginizi dusunuyorsunuz. Rahat olun ve gevseyin, boyle bir gercekligin mevcut olmadigini birazdan kolaylikla kabul edeceksiniz. G3 tribununde ve ilk sirada bir adet koltuk sahibi oldugunuz dusunun, yerinize gittiginizde kicinizi koymaniz icin tasarlanmis koltuklarin uzerinde zaten bir suru ayakkabi oldugunu goreceksiniz. Bu ayakkabilarin icleri de dolu, ama ne yazik ki ayaklarin sahipleri icin ayni seyi soyleyemeyecegim. Ben gidip yerime oturdugumda bir suru genc arkadasim, onunde ne yazdigini bir turlu anlayamadigim bir pankarti baglayabilmek icin insanustu caba gosteriyorlardi. Macin baslamasina birkac dakika kala nihayet basarabildiler de yerimize oturduk. Kendilerine buradan tesekkur ediyorum, biraz daha zorlansalar hic oturamayabilirdim. Oturdugum sure boyunca da, saha icindeki Erdal Acar kilikli bir arkadasimizdan talimat alabilmek icin surekli olarak sagimdan, solumdan, uzerimden atlayip sahaya girdiler. Benim bildigim oraya girebilmek icin yapilmis iki tane duzgun kapi var, bu kapilarda biletlerinizi kontrol eden arkadaslar mevcut. Tabii bu bahsettigim Pseudo-Erdal Acar arkadasimiz gibi cebinizde bir tomar VIP biletiniz varsa pek de sorun olmuyor. Kendisi bir saniye maci izlemedi, gozu surekli tribunlerdeki tezahuratin nasil yonetildigindeydi. Aziz Yildirim'in kendisiyle kivanc duydugunu dusunup pek bir memnun olduguna eminim.

4. Maci İzlemek:

İste en keyifli kisma geldik, tum cektiginiz sikintilar sona erdi ve siz artik macinizi izleyebileceksiniz. Biliyorum, Mrsic'in nasil oynayacagini, Kambala'nin pota altini nasil darmadagin edecegini ve Reese'in nasil top kullanacagini cok merak ediyorsunuz; ama eger benim gibi maci yakindan izleme niyetinde bir insansaniz hic bir halt goremeyeceginizi garanti ediyorum. Siz , basketbol salonuna mac izlemek icin gelen zavallilar, ayaga kalkmak zorundasiniz ! Hem de en onde olmaniza ragmen, cunku VIP sayilan sandalyelerde oturan ve tam saha seviyesinde bulunan arkadaslar bir saniye bile oturmuyorlar ! Bu kadar cok kisinin basurdan muzdarip olacagini dusunmuyorum, herhalde boylesine coskulu tezahurat yapmak kendilerini iyi hissetmelerine sebep oluyordur. Oturdugum yer birazcik sagda oldugu icin Fenerbahce hucumlarini izleyebildim, ama Besiktas hucumlarinda hicbir sey goremedim.

Ey basketbol salonuna maci izlemek icin giden zavalli, tependeki buyuk ekran senin maci izleyebilmen icin yapilmistir; kaldir o aptal kafani ve maci oradan seyret !

5. Yan İhtiyaclar:

Artik eskisi gibi degil, salonlarda tum ihtiyaclarinizi karsilayacak yan olanaklar mevcut. Tuvaletler guzel, yillardir Abdi İpekci'nin hicbir tuvaletinde ne kicimi , ne elimi silebilecek tek bir pecete parcasina rastlamamis olsam da temiz oldugu soylenebilir. Sigara tiryakisiyseniz bufelerin oldugu bolumlerde sigara icebiliyorsunuz, hatta birinci periyodun sonundan itibaren ortalikta TBF'den kimse kalmadigi icin salonda da icebiliyorsunuz. İlk periyot biterken saha ici tribunlerden ufak bir duman huzmesi yukseldigini gordum, yapan arkadasi medeni cesaretinden dolayi tebrik ediyorum.

6. Yerinizden kalkmak - Ve salondan Cikis:

Erken davransaniz iyi olur, kolay degil merdiven bosluklarini doldurmus binlerce kisinin uzerinden gececeksiniz. Eger benim gibi kalabaligin coskusuna dayanamayip onceden biryerlere kactiysaniz isiniz daha kolay, macin bitiminden bir iki dakika once cikip rahatlikla ulasim araci bulabilirsiniz.

Burada yazdiklarimdan Fenerbahce seyircisine kil oldugum sonucunu cikaran bir suru aklievvel olacaktir; hayir, ben sadece sporu eziyet haline getiren her turlu fanatik taraftara kilim, o konuda renk ayrimi yapamiyorum. İkinci devre rovans maci yuksek ihtimal Akatlar Spor Kompleksinde olacak, orada da durumun farkli olacagini sanmiyorum.

Herseye ragmen guzel mac oldu, Fenerbahce bizi kotu elledi orasi ayri.

12 Ekim 2006 Perşembe

Türker Alkan ( 12.10.2006 )

Siz simdilik yaziyi okuyun, daha sonra bu konu uzerine uzun uzun konusacagiz;

"Sokaklarda yaşayan evsiz barksız bir garibanı beş genç döverek öldürdü. Adam mübarek Ramazan'da oruç tutmadı diye. Katillerden dördü lise öğrencisiydi! 'Tanrım' diye şaşkın şaşkın düşünüyorum o günden beri, 'lisede nasıl bir eğitim veriyoruz da çocuklarımız böyle bir gerekçeyle insanları döverek öldürebiliyor?'
Neden Allah adına cinayet işlenir? Kızdığı bir kulunu cezalandırmayı Allah istese kendisi yapamaz mı? Oruç tutmamak mı daha günahtır, adam öldürmek mi?
Lisede eğitim verdiğimiz gençleri bu basit soruları soramayacak ve yanıtlayamayacak kadar bağnaz mı yetiştiriyoruz?
Bunların yanıtı belki de okullarda okuttuğumuz kitapların içeriğindedir, son zamanlarda gördük ki kitaplar hiç de masum değil.
Danıştay cinayetini işleyen Alparslan da aynı gerekçeyle kendisini savunuyor: 'Bu işi türban için, Allah için yaptım!' Adamın babası Milli Eğitim Bakanlığı'nda senelerce müfettişlik yapmış: 'Böyle bir oğlum olduğu için iftihar ederim' demeye yakın sözler söylüyor. Bu adam nasıl senelerce müfettişlik yapmış, nasıl atanmış, terfi etmiş, sorulması gereken sorulardır. Kısacası, bakanlık da masum değil!
Allah adına cinayet işlemeye başlarsanız bunun sonu yok! Trabzon'da rahip Santoro'yu öldürdüğü için 18 yıl hapse mahkûm olan O.A.'nın annesi de yaman çıktı: "18 yıl da yatar, 20 yıl da yatar!
Helal olsun benim evladıma. Allah için yatıyor!"
Aileler de masum değil!
Hiç anlamıyorum nasıl olur da Allah'ı bir cinayete suç ortağı yaparlar? Hem de yaşlı bir din adamının katlini Allah'ın buyruğu gibi gösterirler?
Allah adına öldürmenin gerisinde yatan şey, Allah adına konuşabilmektir veya Allah'ın niyetini insanın bildiği inancıdır. İnsan bir kez Allah adına konuşmaya başlarsa gerisi geliyor. Kendi kinlerini, zaaflarını, düşmanlıklarını Allah'a izafe ederek her türlü cinayeti işleyebiliyor.
Dört liseli bir olup zavallı birini döverek öldürünce şaşkınlıkla sorduğumuz sorunun tam olarak yanıtı mıdır bilmiyorum, ama benim kafamdaki yanıt şöyle:
Böyle ders kitaplarının, böyle müfettişlerin, böyle babaların, böyle anaların olduğu bir toplumda böyle çocukların yetişmesinden daha doğal ne olabililir ki?
Bağnazlığın aileden de kaynaklanan bir yanı varsa, kırılması zor bir kısırdöngüyle karşı karşıyayız demektir. Dikkatlerimizi namus-töre cinayetlerinde ailenin oynadığı role yönlendirdik haklı olarak, fakat bu 'siyasal dini' cinayetlerde ailenin rolünü göz ardı ettik sanıyorum. Belli ki aileden alınan eğitimin bu konuda önemli bir etkisi var.
Ailenin etkisini okullarda dengelemek ve değişirmek mümkündür. Fakat şu ana kadar kamuoyuna yansıyan ders kitaplarının içeriği ister istemez bir kuşku yaratıyor.
Yaşlı insanların yobazlığını, koşullanmışlığını kabullenmek daha kolay da, gençlerin yobaz olmasını içime sindiremiyorum. İstikbali onlar temsil ettiklerinden olmalı."

7 Ekim 2006 Cumartesi

SOAD, Ne yazik ki beni de yol ayrimina getirdiniz..

System of a Down ulkemiz sinirlari icerisinde uzerinde tartismalar donen bir grup. Ermeni asilli dort gencten mutesekkil SOAD, son zamanlarda gormeye alistigimizin aksine politik eksenli bir muzik yapiyor; sistem elestirisinden tutun da savas karsitligina kadar; ama Sozde Ermeni Soykirimi iddialari savunduklari en temel arguman.

Degisik tarihlerde grupla yapilan birkac roportajdan alinti yaparak baslayalim da; kafanizda bazi seyler netlessin.

Asagidaki paragraf, NyRock.com ile 2000 yilinda yapilan bir roportajdan alinti;

"ROCK: You have an Armenian heritage. In your music, you address the Armenian genocide that happened earlier this century in Turkey.

SERJ: My grandfather told me a lot about it, how he managed to escape and his whole family got killed. I grew up with it and it influenced my thinking. The fact that the band shares the same roots, the same Armenian heritage is a common bond. In a way we're all outsiders and see a lot of things from the position of an outsider. We look at things from an outside perspective and that perspective is often more clear.

SHAVO: Turkey still denies that it ever happened. You can't just rewrite history. It happened and we don't want to blame the population for what happened before most of them were born, but it happened and the authorities should stop denying it.

NYROCK: About two years ago you were scheduled for a concert in Turkey and decided not to play. Some say it's a sign that you do blame the people who live there now. After all, the Turkish government didn't ban you....

SERJ: We couldn't have performed there without addressing the subject and we'd have ended up in jail for that. Prison in Turkey is rather rough. I don't think our record company could have got us out of there. So we decided to cancel the gig. Playing there and not addressing the subject would have been too hypocritical."

Bu da antiMusic.org ile yaptiklari 2005 yili roportajindan, ki bu sayfanin altinda ziyaretciler tarafindan yapilmis olan yorumlar tartismanin ne olcude algilandigi yonunde bir gosterge olarak kabul edilebilir;

"?: I also heard that you recently narrated a documentary called: "Armenia- a country under blocakge." Serj, tell me a little about that.

Serj: A good friend of mine, the director, asked me to narrate it. It deals with the specifics of the illegal economic blockade of Armenia by Turkey.

?: I commend you on your tireless efforts with regards to the Armenian Genocide. Do you feel some progress has been made? Specifically how?

Serj: Yes..Within the last year Canada, Poland, and a handful of other countries have formally recognized the Armenian Genocide and the truth is spreading and Turkey's having a harder time lying to the world about it. "

Bu ise en ilginci, Ugo.com ile Serj arasindaki konusma;

"..DE: Tell me about the money that you raised for the Armenians? Are you proud of what you did?

SJ: I don't believe in pride. I believe that pride is an ego-based self-fooling technique. We're very happy that we were able to participate in a very just effort, to bring light and recognition to a forgotten genocide early in the century perpetrated by the Turkish government in 1915 against those of Armenian descent...Well, I feel pride because I like to use that self-fooling technique on myself all the time, so I feel pride, yeah...One thing that needs to be understood is that we don't hate Turkish people. And we just want this to be something that they admit. And something else that is misunderstood. Everything about us is misunderstood. We're not a political band, we don't hate Turkish people, we don't hate everybody. We're actually really easygoing people. Most of the time. Not to you, but to people that ask us questions we like. "

Birkac ay once , systemofadown.com'da bir yazi yayinlamislar; onu da alintiliyorum;

"6.20.06-MESSAGE FROM SYSTEM OF A DOWN

The Turkish media has been spreading blatant lies about System Of A Down, among them the claim that we had an anti-Turk slogan printed on tickets during our 1998 tour with Slayer.

The truth is that System Of A Down cancelled our shows opening for Slayer in Turkey in 1998. Any tickets for the Turkish portion of the 1998 Slayer tour were printed on Slayer's behalf, not ours. In fact, there were no Anti-Turkish slurs printed on any tickets for that, or any other tour involving System Of A Down.

System Of A Down wishes that the media in Turkey, and elsewhere, be conscious of the facts, responsible in their research, honest in their writing, and dedicated to the essential importance of the truth.

- System Of A Down."

Evet, soylenenler bunlar. Tum yorumlari kafamizdan silip sifir noktasindan baslayacak olursak; System of a Down fazlasiyla politik bir grup. ABD'de cezaevlerinin durumuyla ilgili de sarki yapiyorlar, polisin asiri guc kullanimiyla ilgili de, Bush'un tekrar seciminde saibe oldugu hakkinda da cikip konusuyorlar.

Ama yukaridaki roportajlarin zaman cizelgesine bakacak olursak, bu adamlarin uzerine esas olarak yogunlastiklari konu Ermeni Soykirimi iddasi. Bunun icin para da topluyorlar , bildiri de yayinliyorlar, gidip senatorlerle konusarak yasanin Kongreden gecmesi icin kulis de yapiyorlar. Ve Serj'in ozellikle uzerinde durdugu nokta, Turklerden ya da diger insanlardan nefret etmedikleri yonunde. Gecmiste oldugunu iddia ettikleri bir olay var, ve bu olayin sorumlularinin suclarini kabullenmeleri tek arzulari.

Bana kalirsa ortada bir suclu varsa; dogru yada yanlis inandigi seyleri savunmak icin elinden geleni ardina koymayan bir grup degil, yuzde yuz hakli oldugu bir konuda kendini haksiz gosterecek basiretsizlige sahip olan Turk hukumetleridir. Siz hakli oldugunuz konuyu insanlara anlatamazsaniz, yillar yili bu olayla ilgili belgeleri diger toplumlarla ve olayin taraflariyla paylasmazsaniz, tabii ki onlar da babaannelerinin anlattiklarina inanacaklardir. Bir gidin bakalim Erzurum'da insanlar neler anlatiyor ? Justin MacCarthy'nin kitabinda yuzlerce sayfa turklerin nasil oldurulup kuyulara dolduruldugunu okudum ben, bebeklerin nasil annelerinin karinlarinda olduruldugunu. Serj benim yerimde olsa, eger birazcik bile tutarli bir insansa bu iddialarin tam tersini savunuyor olacakti.

Temel nokta bu iste; savunacakti. Belki de takdiri hakettikleri tek nokta bu, konunun uzerine gidiyorlar. Bizim asla yapamamis oldugumuz bir seyi yapiyorlar yani.

Soyle de birsey var ama; grubun iddialarinda bu kadar desteklenmesinde tabii ki Turkiye aleyhtari lobilerin fazlasiyla etkisi bulunmakta, yoksa bu arkadaslar dogma buyume Mogadishu'lu olsalardi bu kadar ilgi gormeyeceklerini herkes biliyor. Onlar da bunun farkindalar, ve bu ruzgari cok da rahat sekilde arkalarina alarak hareket ediyorlar. MTV verdigi sacma sapan odullerden birine bu arkadaslari aday gostermis mesela; Woodie Awards adi altinda Good Woodie altbasligina bakarsaniz Katrina Kasirgasinda yasanilan yardim rezaletine karsi olan , cevre kirliligine karsi olan Pearl Jam gibi gruplarin yaninda SOAD'i gorursunuz; Ermeni soykirimi hakkinda konustuklari icin bu kategorideler, ve yuksek ihtimal odullendirilecekler.

Biz insanlara bildiklerimizi daha yuksek sesle anlatmaya devam edelim, bagira bagira, tum gercekleri korkmadan, haksiz dusme endisesi tasimadan ortaya koyalim. Su an bulundugumuz noktadan daha haksiz gorunecegimizi sanmiyorum. İnsanlar bizi barbar olarak taniyorlar, dogmamis ermeni cocuklarini kesen vahsiler olarak; elimizden tek gelen SOAD'in sitesini hacklemek ve konunun tartisildigi uluslararasi forumlarda kufretmekse, tepkimizi Last.Fm'de SOAD'i shit olarak taglayarak gosteriyorsak belki bunu hakediyoruzdur bile.

Boyle cileden cikip kufrettikce, bu arkadaslarin yamuk kafalarini odunla duzelmek gibi isteklere sahip oldugumuzu herkese bas bas bagirdikca daha da batiyoruz, hicbiriniz bunun farkinda degil misiniz ? Son yillarda en onemli underground entelektuel olusum olarak gorerek saygiyla selamladigim EksiSozluk'te System of a Down yazin ve okuyun, konunun nasil bir ic cekisme haline getirildigini goreceksiniz. Fikirler degil, olayin nasil yonlendirilebilecegi degil; sadece SOAD'i savunan ve karsisinda olan gruplarin nitelikleri tartisilmakta.

SOAD beni bir yol ayrimina getirdi ne yazik ki, hem de muziklerinin hic olmadigi kadar olgun hale geldigi bir donemde. Kendilerini hep begenerek ve saygiyla dinledim, dogru bildikleri ve karsi tarafin kendini savunmaktan aciz oldugu fikirleri savunmaya devam etseler de oyle yapacaktim; ama siz 98 yilinda "Avrupa turnemizde tum gencleri sistemi s.kmeye cagiracagiz" derken, 2006 yilinda "Sisteme katilin, baski kurarak ABD Kongresinin Soykırımı tanimasini saglayin" derseniz, bu ugurda yillar yili ana avrat sovdugunuz politik sistemin, Bush yonetiminin senatorleriyle gorusurseniz, kusura bakmayin ben artik size eskisi gibi saygi duyamam.

SOAD'in elestirilmesi gereken temel yonu budur artik ; tutarsizlik. Bize bizim bulundugumuz yerden, hem de bizim topraklarimiza ait bir tonlamayla seslenen grup, oznel gerceklerini genel gecer dogru haline getirmek icin sirtini sisteme dayiyor.

Sisteme sirt dayadiginizda, sistem sizi duzer cocuklar. Hep duzmustur, yirmi sene sonra siz de ne amacla kullanildiginizi farkedeceksiniz..

Benim Ayrıcalıklarım Var ! - Ya da Türk Medyası Neden Sadece Tuvalet Kağıdı Üretmek Zorunda Kaldı ?

Cildirmak uzereyim arkadaslar, bilmem farkettiniz mi ama gunlerdir guzide medyamizda bir kadin dusmanligi tartismasi suruyor. Olayin aktorleri anladigim kadariyla Ayse Ozyilmazel, Hasan Pulur ( ki isminin su yazidaki birkac kisiyle ayni anda anilmasini son derece yanlis buluyorum ) , Hincal Uluc, Mansur Forutan ve Hasmet Babaoglu.

Hasan Pulur, surada linki olan yazida Ayse hanim ve abilerine agir bir ayar vermis, bu ayar uzerine saskina dondugu varsayilan Ayse hanim Hincal bey ve Hasmet Babaoglu'nun kendisini savunan yazilarinin ardindan Mansur Forutan'dan da agir bir ayar almis, bunun uzerine Hincal Uluc'un deyimiyle ( bundan sonra kendisinden yazida HU diye sozedilecektir - yakismadi da degil ) hungur sakir aglayarak HU'yu aramis, ve saskinligini, mazlumlugunu, ezilmisligini ifade etmis.

Biz bu gelismeyi de HU'dan ogreniyoruz bu arada, Ayse hanim'in ne yazik ki kendi kendini savunabilme refleksi yok. HU birazcik kafasini toparlamasina yardim ettikten sonra konuyla ilgili yazisini kaleme alabiliyor. Evet, dogru okudunuz; bu insan kose yazari. Kose yaziyor yani, Sabah Gazetesinin Gunaydin ekinde insanlara sacma sapan dusuncelerini fiskirtmak suretiyle. Yazdigi yaziyi Gunaydin'in arsiv bolumu cok dalli budakli oldugu icin koyamiyorum.

Hasan Pulur'un yazdiklari hakkinda fikrimi soylemeden once, olayda adi gecen sahislarin gozlerimi kapadigim zaman onume gelen portrelerini sizinle paylasmak istiyorum;

Hasan Pulur, uslup sahibi, kalender, gormus gecirmis ve eskilerin yasayan tarih dedigi cinsten bir kose yazari. Bugune kadar bu satirlarin yazari kendisinin bok atma mahiyetli bir yazi yazdigine sahit olmadi. Gunumuzun Burhan Felek'i demis Eksi Sozluk'ten bir arkadas, son derece dogru bir tanimlama. Cizgisi saglam, yazdiklarina son derece guvenilir, cogu konuda bilgisinin bizden kat kat ustun oldugunu kabul etmek zorunda oldugum bir yazar.


Ben bu adam hakkinda ne dusunecegimi defalarca sasirdim, ama yavas yavas zihnimde birseyler yerine oturmaya basladi. HU, bir konu hakkinda uzerinde mutabakata varilmis goruslerin dikine giderek kendini farkli bir yere koymaya calisan, hayata siyah ve beyaz olarak bakip asla grilere sahip olamamis, Sezen Aksu gibi belli bir sure sonra kendisine referans olsunlar; ya da karsi koyamasinlar diye bir yere getirdigi insanlarla ovunen, Turk halki olarak insanlari bir yere getirme hakkini kendisine abuk sabuk yazilarini cok okuyarak verdigimiz bir insan. İnsan dedim, kendisi zamaninda neden her konuda bilgili ve ilgili olmak zorunda oldugu yonundeki elestirilere "İnsanim, yetmez mi ?" kavlinden retorik ve sardalya konservesi tadinda bir cevap vermisti. Bir filmi ya cok begenir, ya hic begenmez. Boylece, x=HU'nun sinema bilgisinin sonsuz yanilmazligi degiskeninden hareketle , bu filmin rezalet oldugu sonucuna varir. Tartisma tarzi Ahmet Cakar'in biraz daha yillanmis haline benzer diyebiliriz, Spawn'da yasli cehennem tohumlarinin guclerini genclere gore daha dikkatli ve daha idareli kullandigindan bahsedilir ya; aynen oyle. Gittigi mekan, kendisine iyi servis yapildiysa harika, sahane, inanilmaz ya da olaganustudur ( bunu zaten bu cafcafli sifatlari kullanmasa bile yazisinin sonunda mutlaka verdigi telefon numarasindan da anlayabilirsiniz ) ; yok, HU'ya bekledigi ihtimam gosterilmediyse kesin ya elden gecirilmeye , ya da isletmecisini degistirmeye muhtactir. Mekanla ilgili yaptigim tespit, Ertekin denilen sapkamsi yasam formunun mekanini tabii ki kapsamamaktadir..

Hasmet Babaoglu var bir de , kendisinin resmini koyarak canimi sikmak istemiyorum; bu da son derece ilginc bir abimiz. Yasini basini almis olmasina ragmen kendisini Guns'n Roses konserlerinde gormemiz , yaninda surekli cook guzel bir ablanin olmasi, Besiktasliligi, 90 Dakika icerisinde konulara serinkanli yaklasmaya calismasi ask uzerine dondurup dondurup ayni laflari eden, en onemli vazifesi HU'nun soylediklerini tasdik etmek olan kotu bir yazar oldugu gercegini bir noktadan sonra unutturamiyor. Okumuyorum, butun Vatan gazetesi sayfalarini kelime kelime okumak zorunda kalsaydim bile eminim kendisinin kosesinde gorusumu bulandirmak icin olmus akrabalarimi dusunup aglamaya calisirdim.

Mansur Forutansa, belki de bu grup icerisinde kendime yakin buldugum, birlikte icmeyi ve muhabbet etmeyi isteyebilecegim ( bu noktada bir tek Hasan Pulur'u ayri tutmaktayim , kendisiyle inanilmaz bir raki sofrasi tecrubesi yasanabilir ) tek insan. Bir kere Whitesnake seviyor, sadece bu bile digerlerini saniyede yuz metre geride birakmasi icin iyi bir sebep. Bugune kadar Sabah-FHM-Aktuel-Aksam guzergahinda gozum degdikce kendisini hep takip ettim, Aksam Gazetesindeyse daha sik okumaktayim. Surukleyici, ilginc konular uzerine rahat yazabilen; fakat bunlari birazdan bahsedecegimiz bayan gibi basitlige ve ucuzluga dusmeden yapabilen yaratici bir yazar. Begenerek izliyorum, izlemeye de devam edecegim.

Haa, simdiyse olaylarin asil kahramanina geldik. Bir kere, agzindan o kalemi cikar guzel ablam; o coreklendigin kose senin babanin mali olmadigi gibi evinin salonu da degil. Koseni okumasi hedeflenen kitlenin niteligi kulagindan sarkan iPod kulakliklarindan az cok tahmin edilse de , bu gazetenin sayfalarini kurcalayan her insan senin bu fotografinin yaydigi simariklik ve samimiyetsizlik isinlarina maruz kalmakta; bunu unutmayalim. HU'nun kosesinde yazilari yayinlanmis 2004'te, Aktuel'den tekmeyi yedikten bir zaman sonra da Sabah'in sozkonusu ekinde yazmaya baslamis; ben adini ilk defa Hasan Pulur'un verdigi ayar vesilesiyle duydum. Duymaz olaydim diyorum bazen ama, ustadin bir bildigi var demek ki. Bizi de ucundan kosesinden bu ise bulastirdi iste.

Oturdum usenmedim, boktan pusurden bir iki yazisini okuyayim dedim, bunyem musaade etmedi. Sen Turkce yazamiyorsun; burasi Turkce konusulan bir ulke, sen zihinlerin kasintisina derman olacak bir konu uzerine yazamiyorsun; biz Divan edebiyatindan beri duzyazi icerigindeki konuya bicim kadar onem veren bir milletiz, sen artik tokat gibi yazsan ne olur, Nobel alsan ne olur. HU onermismis kendisini, Dinc Bilgin de begeniyle kabul etmismis, cart curt. HU'nun kapisinda yatip kalkip kose yazari olabilmis kendisi, Universite kampuslerinde zengin koca arayan genc kizlarimiza duyurulur. Bu millet agdacisiyla bile roportaj yapan Ayse Arman'a tahammul edebiliyor diye, sinirlari zorlamanin bir manasi oldugun sanmiyorum.

Simdi tartismanin icerigine gelelim.

Hasan Pulur'u tartismada sonuna kadar hakli buluyorum, kendisi yazdigi yazida ne seksist, ne fasist, ne de alzaymir magduru bir tavir ortaya koymustur. Yillarca emek verdigi mesleginin dustugu halden utanan, etrafini saran bok cemberinin gogsune carpmaya baslamasindan rahatsiz olan her kose yazarinin yillardir yapmasi gereken seyi yapma cesaretini gostermis olmasi; cok da sasirtici degil. Kose yazarligi meslek degil is'tir evet, ama bu biraz da "is" ten ne anladiginiza bagli. İs sahibi olmak gerekli niteliklere ( kagit parcasindan baska birsey olmayan bir İletisim Fakultesi Diplomasi haric ) sahip olmadan kapilarda yatarak, ben bu isi yapmak istiyorum diyerek, kiymeti kendinden menkul tekavutlerden icazet alarak olan birseyse, Engin Ardic, Hasan Pulur, Tufan Turenc, Nihat Genc, Oktay Akbal ve Emre Kongar nasil bu camia icerisinde saygi goren yazarlar olarak aniliyor hala ? Hos, Reha Muhtar hala su doldurulmus prezervatife benzeyen kosesiyle ( Serdar Turgut'a saygilar ) gazetelerde arz-i endam etmekte, Pakize Suda hala mis mus'lu kelimelerle okuyucu toplamakta, Tugce Baran koseyazisi yazdigin iddia etmesine ragmen tek elde ettigi basari en seksi 3.yazar secilmesi olarak kayitlara gecmekte ama;

Bu tarz beceriksiz yazarlarin kose yazisi yazabiliyor olmasi, hicbir zaman toplum tarafindan saygi gorecekleri anlamina gelmiyor. Belki de bu konudaki tek tesellimiz bu. Hasan Pulur hep hatirlanacak, su an odamdan iceri girse uzerimde ceketim olsaydi onumu iliklerdim, ayni sey Ali Sirmen icin de gecerli. Ama Ayse hanim, Reha bey, HU veya Hasmet abi ayni davranisi sergileyerek kapimi acsa, en fazla kicimi kasirim diye dusunuyorum. Eminim ki, cogunluk da boyle dusunmekte. Kic kasimaktan ileri gidenler toplumun radikal kesimleri, guncel deyimle asirilar; onlari bosveriniz.

Ayse hanim'a karsi kadin dusmani bir tavir takindigi soylenen Hasan Pulur'a karsi, hanimefendinin yegane savunmasi "Ne yani, genc kadinlar yukselmesin mi?" seklinde bir tezahurat baslangici oluyor. Keske bu cumleyi tribunlere uclu cektirmeye calisarak bitirseydi; ne yazik ki devami daha da kotu.

"Koskoca basını pis bir geyiğe alet ettiniz. Bütün bunlar ayıp, yazık, ziyan değil mi? Gençsek, kadınsak çalışmayalım; bir yerlere gelmeyelim yani, öyle mi?"

Simdi kim kimi nereye alet ediyor, sen ne dedigini farkinda misin guzel teyzecim; bir kere kadinlarin boyle bir problemi yok sozkonusu tartismaya iliskin, kimin kadinlari rakiplerinin kafalarina vurabilecegi bir alet olarak gordugu yukarida cumlede son derece acik ifade edilmis. Kaldi ki, saldirdigin bu insan Ece Temelkuran, Meral Tamer gibi Turk basininin en saygideger yazarlarindan bazilariyla ayni gazetede gururla calisiyor, hatirlatirim. Kimse bugune kadar Ece hanim'in bulundugu konuma nasil geldigini boylesi bir soru isaretiyle sorgulamadi, neden acaba?

Yoksa sizde asla olamayacak birsey onda oldugu icin mi ?

Tartismayi bir adim daha ileri goturerek noktalayalim;

Sizde olmayip Ece'de fazlasiyla olan bu eksiklik, yazarlik yetenegi, sagduyu, bilgi birikimi ve gazetecilik kulturu olmasin ?

Afferin, sen devam et o kalemin ucunu emmeye.

3 Ekim 2006 Salı

KitapAraBul.Com

Bugün ideefixe'de bir kitap peşinde koştururken, ilginç bir arama motoruna rastladim.

Kitap.NeKadar.Com, ilginç bir göreve sahip, adını, yazarını ya da ISDN numarasını yazdığınız bir kitabı Web temelli satış sitelerinde araştırıp, en uygun olarak hangi fiyata nerede bulabileceğinizi karşınıza getiriyor.

Güzel bir fikir değil mi ?

Yalniz, iki ufak ayrinti handikap olarak karşımıza çıkıyor.

1. "Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi" yazdığınızda adında "Bir" , "Otostopçu", "Galaksi" ve "Rehber" kelimelerini içeren binlerce kitabı karşınıza döküyor. Böylece güzel fikre sahip sitemiz, birden kabus halini aliyor.

2. Nedendir bilinmez, arattığım hemen hemen tüm kitaplar sadece tek bir web sitesinde vardı, ve sadece bu web sitesinde en iyi fiyata sahipti. Pazaraktif.com, benim bugüne kadar hic adını duymadigim bir site.

Böyle tezgahlar da karşımıza çıkabiliyor demek ki zaman zaman, dikkatli olmak gerek.

2 Ekim 2006 Pazartesi

Tüm insanlar neden delirmiş gibi davranmakta ? Bir insan neden gelip geçici varlığına aldırmadan oyunlar oynar karşısındakiyle?

İktidar güdüsü neden bu kadar güçlü ? Muktedir olabilmek bu kadar mı önemli?

Tam da anladim derken, neden aslında hiçbirşey bilmiyor olduğumuzu farkediyoruz düzenli olarak? Hayat muamma mı, bilmece mi ?

Yolda yürürken durup bir çiçeği koklayabilmek mi hayat, yoksa amacının peşinden koşmaya istisnasız devam edebilmek mi ?

Eğer amacımızın içine o çiçeği koklayabilmeyi de sıkıştırabiliyorsak, önemli olma özelliğini koruyabilecek midir?

Mistik olan mı önemlidir bizim için, yoksa geleceğe dair hayaller kurduğumuzda kendimizi en iyi yerde görmemizi sağlayan mı ?

Hiç gördüm dediğiniz an gözden yitirdiğiniz oluyor mu ? Ya da karşınızdakine tuhaf bir ifadeyle "Efendim?" dediğiniz an, karşınızdakinin ne dediğini anladığınız ?

Arada kalır mısınız ? Karar vermekte zorlandığınız, kendinizi tüm yaradılışa yabancı hissettiğiniz olur mu ?

Günde kaç defa kendinizi tecrübesizlikle suçluyorsunuz? Tecrübesizliğinize inanmak mı daha zor , onu gözardı etmek mi ?

Peki ya iki seçenek de sizi olaylar karşısında çaresizliğe sürüklüyorsa ? Kendi bilincinizi geliştirmeye dair tüm yatırımlarınızın yerine sokakta koşturmak ister miydiniz?

Tek başınıza mısınız , yoksa yalniz mi ? Yoksa var mi hayatınızda size değer veren insanlar, o çok önemli değerin siz birşeyleri sırtınızda taşıdığınız sürece size yansıtılacağını ilk hissettiğinizde kırıldınız mı ?

İnsanlar canınızı yakabiliyor mu, onlara o kadar yaklaşma izni veriyor musunuz?

En son ne zaman aptal olduğunuzu düşündünüz ? En son ne zaman, aptalca hareket ettiğinizi itiraf etmekten korkmadınız ? En son ne zaman, aptalca bir hareketin arkasından onu telafi etmek için daha aptalca onlarca hareket yaptınız?

Kimseyi öldürdünüz mü, en azından rüyalarınızda ? Rüyanızda hiç ev soydunuz mu, grup halinde soygun yapıp tüm çaldıklarınızı arkadaşlarınızla paylaştınız mı ?

Rüyanızda hiç kendi evinizi kendiniz içindeyken havaya uçurmaya kalktınız mı ? Eğer böyle bir b.k yeseydiniz, benim yaptığım gibi bombanın pimini yatağınıza girip, cep telefonunuzu elinize aldıktan sonra mı yapardınız?

Peki o bomba patlamasa, kendinizi nasıl hissederdiniz ? Deneyip de başaramamış bir insan olarak mı bakardınız hayata, yoksa son anda kurtulmuş bir insan olarak mı ? Yoksa ikisi de mi ?

En son ne zaman aptal olduğumu düşündünüz ? En son ne zaman, aptalca hareket ettiğimi farkettiğinizde bunu yüzüme söylediniz ?

Ve eğer yapabildiyseniz, en son ne zaman bunu yaptığınız için sizi vahşice kırdım?

En son ne zaman yazdınız ? Yazabildiniz, ya da yazdığınızı sandınız ?

En son ne zaman birşeyi başarabilme hissini iliklerinize kadar hissettiniz ? Ortaokuldan öncesine uzanan cevaplar sayılmaz, mızıkçılık yapmayın.

Bu yazıyı okumamayı kaç defa düşündünüz, ve kaç defa yarısında bıraktınız ? Eğer buna bir cevabınız varsa, şu kısmı neden okuyorsunuz ?


Gülebilirsiniz evet, ben bile bazen kendimi oldukça komik buluyorum.


Soulfly - Refuse / Resist.



Sepultura - Orgasmatron.



Lamb of God - Redneck.

Bu gaz sizi bir ay goturur. :)

1 Ekim 2006 Pazar

Şiki Şiki Baba..


Hehe, seksenliyillar.com'daki arkadaşımız aragorn süper bir hareket yapmis ve, nerden bulduysa Efsane Şiki Şiki Baba şarkısını bulmuş.

Atla Gel Şaban'dan zihinlerimize kazinmis olan sarki, ilk dinlenildiginde beton, ikinci ve diger dinleyişlerde ise kizgin kumlardan soguk sulara atlama etkisi yaparak sinirlerimizi komple bozuyor, darmadagin ediyor. Ben hala durup durup anlamsiz sekilde gülmekteyim.

Şiddetle tavsiye ediyorum, kesin dinleyin.

Zorunlu Edit : Hemenpaylaş , bir süreliğine hizmetdışı olduğu için, linki turboupload'a yükledim, aşağıdan ulaşabilirsiniz.

http://d.turboupload.com/d/1362266/Ferdi_Tayfur_-_siki_siki_Baba.mp3.html

Black Label Society.



Tukuren insan , hayvani ritm gitarist, vokal konusunda Ozzy Ozbourne'dan feyz almis redneck Zakk Wlyde, tum hiziyla Heavy Metal ortamlarında yardırmaya devam ediyor.

Kendisiyle tanışmam çoğu insanda olduğu gibi Ozzy vasıtasıyla olmuştu, Ozzmosis ve Down To Earth albumlerinde gitar çalan bu varlığın kim olduğuna dair derin merak içerisindeydik. Sound olarak her zaman oturaklı olmuş Ozzy albumleri bugüne kadar birçok büyük gitaristi ağırladı. Tribute album kapağında Ozzy'nin kucağına aldığı Randy Rhoads bunlardan biri. Metallica'nin yeni bascisi ( gerci pek yeniligi de kalmadı ama ) Robert de Ozzy ile turlayan arkadaslardan biri mesela.

Randy'yi ayri tutacak olursak, ki tutmak zorundayiz diye düsünüyorum;

Zakk da, tarihe Ozzy'nin ikinci buyuk gitaristi olarak geçecek sanırım. Bu enteresan ve renkli kisilik , Rock'n Roll'un yillardir gobeginde yasamasinin verdigi enerjiyle , inanilmaz bir üretkenlikle müzik hayatina devam ediyor.

1988 yılına ait "No Rest for the Wicked" ile basladigi kariyerine, onlarca album, bir cok compilation, tribute ve coverla devam eden Wylde'in en ondeki projesi, bildiginiz gibi Black Label Society.

Hic unutmayacagim sarkilar yaptilar, Sold my Soul, In This River ve Stoned and Drunk üc basit ornek.

Sold my Soul'u ilk dinledigimde Taksim-Bahçesehir otobüsünün rahatsiz koltuklarindan birine oturmus, saga sola sizoid bakislar atmakla mesguldum. Birden tek gitarla birlikte kirilmis vaziyette sarki soyleyen bir adam girdi, karanlikta oturdugu taburenin üzerinden hayatinin kadini olmadan ne kadar bos oldugundan bahsetmeye basladi.

Bateristin "Bakın arkadasım birsey anlatmaya calisiyor, kulak verseniz iyi olur" dercesine sert bir sekilde sarkiya müdahil oldugu siradaysa , ben hic unutmayacagim bir sarkiyla karsi karsiya oldugumu farketmistim. İlk solo bittiginde, ve ben ikinci solonun baslayacagindan habersizken darmadagin olmustum, ikincisi girdigi siradaysa tam olarak Zakk'in neden bahsettigini anladim. Ruhunu satamamisti evet, ama istese bizimkini cok rahat satabileceginden emindim.

In This River'i defacalarca dinledim, ama bunlarin icinde hakkinda tek konusmaya deger olan, Cihan ile Dorock'ta dinledigimiz oldu. "Zakk iyi gitarist, eyvallah" dedi , "Ama grup kotu. Besteler kotu. Produksiyon kotu." Hakli mi degil mi bilemiyorum, in this river'daki solonun sarkiyla alakasiz bicimi, birden bir kopus, bir firtina seklinde girip cikmasi belki ilk bakista anlamsiz durabilir; ama sarkinin Dimebag Darrell icin yazilmis oldugunu düsünürsek havada kalan kisimlar biraz daha oturuyor. Floods'u düsünün, ve Dimebag'in bu sarkidaki solosunu , ne demek istedigimi anlayacaksiniz.

Zaman zaman kimi gitarist arkadaslarım tarafindan nerede durup, nerede solo atacagini bilmemesiyle, parca düzenlemelerindeki basarisizligiyla anilsa da, Wylde benim son zamanlarda begeniyle izledigim gitarisler arasında ilk sıralardaki yerini koruyor. Bu durum da BLS ile hic durmaksizin üretimde olmasindan kaynaklanmakta.

2006 yili albümlerini bulanti.org'da bulabilirsiniz, ben su an indirmekteyim. "Shot to Hell" her zamanki cizgiyi takip ettigi yonunde olumlu , Wylde'in ayni riffleri tekrarlamaya basladigi seklinde olumsuz yorumlar almis.

Dinleyip gorecegiz, ama ben güvendigim adamlardan birinin bizi yolda birakacagini sanmiyorum.

Tükürüyor gerci, hayvanlar gibi tüküren bir adam herseyi yapabilir. :)

26 Eylül 2006 Salı

Cemal Sureya.

"şimdi sen kalkıp gidiyorsun...
git.
gözlerin durur mu, onlar da gidiyorlar...
gitsinler
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin."

Soylenecek birsey kalmadi bunu duyduktan sonra.

25 Eylül 2006 Pazartesi

Ben bir Miller tanirim, o da Marcus Miller! Sen Kimsin Lan!

Arkadaslar, kadim dostum, askerlik arkadasim, kankam, ayni kaba isedigimiz sevgili John Miller, bana bugün mail atmis. Metni sizinle de paylasmak istiyorum, babasi mi ne olmus bu deyyusun, onun parasini mi kiriscakmisiz ne oyle birsey. Size yazdigim son post olacak herhalde bu, ben bana "My Dear" diye seslenen John'la gidiyorum..

İste mail;

My Dear

I do appologise for approaching you in this manner but my present condition has made me to desperately seek your help.My name is John Miller .I was a first year medical student of the university of cocody, Abidjan in Cote d'Ivoire until october 2004 when the rebels in my country struck our town and on the process i lost my father and my kid brother who are my source of joy and inspiration.

My father Chief Skino Miller was before his untimely death a serving director with the national cocoa Exporting board and the chairman board of trustees Nacope Cocoa farmers Co-operative society.

Before his death, he informed me of a foriegn account he has with a bank here in my country where he deposited the sum of USD9.5million.According to him, he said that the money will be used to construct an ultra-modern medical complex where i will start my life after my graduation.After the burial i approached the bank director where the money was deposited to find out how i can have access to the money but was told precisely by the director that my father has an agreement with them. That the money was deposited in a suspense fixed account with a clause attached to it for onward transfer into a foreign account. That the bank will follow the agreement written and signed by both (the bank and my Father).The director adviced me that my father stated in the agreement that in his absent,The money should be trransferd to his forign partner or my appointed guardian from any country who will stand on my behalf as my guardian and the new beneficairy of the fund to enable the bank make the transfer.

Why I contacted you.

Due to the agreement my late Father had with the bank during deposit coupled with the fact that my secuity here can not be guarranteed,I hereby ask you to do me a favour by standing as my foreign Guardian and the new beneficiary of the money to enable the bank effect the transfer. Precisely i need your help in the following ways

1.To receive this money in your account and make sure that the transfer is done smoothly.
2.To stand as my guardian and accept me in your family as your son since i do not have any body to take care of me.
3.To make arrangement for me to come over to your country to start a new life especially for me to complete my studies.You will also be the one to invest and mange the money for me until i'm able to handle it myself.

I have plans to invest this money in continuation with the investment vision of my late father, or Estate in your country.

I will give you 25% of the total sum for compensation after the sucessful transfer of the money in your safe account overseas.

Dear, if you will be kind enough to assist me, kindly indicate by replying back.

I look forward to hearing from you.

Yours sincerely

John Miller

+225 07 33 53 57

Kendisine cevap verdim tabii ki; benim gibi nazik bir insana boyle bir teklifi geri cevirmek yakismazdi diye düsündüm;

Dear John;

Suck my motherfuckin' dick!

Haha.

24 Eylül 2006 Pazar

Richard Christy !



Richard Christy'yi taniyorsunuz, Death'in biri live ( Death and Raw in L.A. ) biri studyo olmak uzere ( Sound of Perseverance ) iki albumunde, Iced Earth'te ve Control Denied'da calmis olan baterist abimiz. Kendisi hakkinda aslinda Richard Christy diye birinin olmadigi; bunun Death'in drum machine'ine verdigi ad oldugu, aslinda Richard ve Christy adında iki kisiden olustukları, babasinin bir ahtapot oldugu gibi sayisiz iddia bulunmaktaydı. Gene Hoglan isimli ayı yavrusuyla karsilastirildi yillar yili, ve biz teknik sahibi bir insan oldugu icin kendisini bu heriften daima ayri tuttuk. Bakiniz;

Death - Spirit Crusher

Boyle yaparak bok yemisiz, bildiginiz gibi kendisi Chuck'un olumunden sonra Howard Stern isimli ucubenin radyo programinda calismaya basladi. Dunyanin en iyi davulcusu olarak kalmak yerine, gece kluplerinde komedyenlik yapmayi tercih etti. Bu bizim aliskin oldugumuz durumlardan biri, Iced Earth'in vokalisti de polis olup teskilatin jazz grubunda vokal yapmaya baslamisti. Bir de buna bakiniz;

A Fuckin' Howard Stern Clown

Ne denebilir ki, hemen üstteki videoda piss-show yapan adam, asagidaki fotograflarda Mike Portnoy'a davul dersi vermis bir insan, hem de herifin kendi davulunda.





Things have changed, dude.

Hist, Baksana!

"..HİŞT, BAKSANA

Duyabildiysen aman suya sıtma ağacından düşen telsizin çıkardığı bir uysal şluk sesi
Beni de haberdar et ben de çekeyim sökük filintalara pasından sinmiş yasemin nefesi
Yünlüyse biz oyuzu bildirsin çaksın kafalara ketense biz onlardan değilizi ne ipeklisi
Nerde kalır valinin silindir parmak kadar çocuğun parmak izini sildiyse uçkur gailesi
Nasıl söker kirazı hasır şapkaya sokuşturan tahta bacaklı kaymakamcığın örfi idaresi
Aşkı bendim gamlandıran amma anmaz gammazı gamma delta icap eder gusül aptesi
Gam benimle gamdır yalayan ilk pulu zarfa gömen silen süpüren do re mi fa sol la si
Locke lokma büyük sen yutma ay ne kadar Roma antik külhanbeyin kadifeden kesesi
Keselerler saf oğlanı bu cadde ne de genişmiş bir yıkanışta hop çekmiş şeffaf maskesi
Çek elini çekimden itiraf et pis işlerin neşesini bul karayı bur hayayı tağyirin ardiyesi
Bak alelusul yaptıkları doldurmuş kış uzarsa bahara çıkamayız korkusu bayram sinisi
Demir tavında dövülür mantığıyla mercimeği trink fırına verdiğimiz tepsinin hadisesi
Tunç olmaz tepsi bakır gözünü aldı kalayın parıltısı sonucu verdi şırfıntılarla gezmesi
Varsın uyusun cüzdan kalça koşulu şehre ceket iç cepleri sendromu cezbetsin herkesi
Kaçmayı kaçınmaktan öğrenen ben terk ettim cumbayı tulumcuya tulumbacıya kafesi
Vazgeçen ben sırça küpte fırça perhiz korodan feragat ederek öğrenemeyerek tizi pesi
Bırakan veliahtı ben uğraşsın borsa işlemleriyle kral sorsun köşegen aklıyla neyin nesi
İnat olsun işte yazdırmayacak Azrail iki âlemde bulunmayacak fenalığın kütübü sittesi
Battıkça batık borç geçtikçe geçim dert kaygana kaynanasız erseliğe sunuldukça mersi
Şisesiz lamba yanmazdı çıt çıkar çıtırtı çıkmazdı bozduranlarındı bozulmazdı terbiyesi
Gül âşık olandı ağlayıp solandı bülbül şakradı şaşırmaktan hikâye anlatılanın tam tersi
Hafifçe çıtlat bakalım hiç oralı oluyor mu almayalım boşuna günahını kızın küllâbicisi
Bir ikramiye dedikodusudur gidiyor gitsin zamirsizleştiğinsen senindir ebenin örekesi
Makulesi kız kaçırır tonunu tutasıymış en az on sayfa Süryanice yazılasıymış makalesi
Acıkılmasaydı susanmasaydı tahtırevanlı bir beklentiye varmasaydı rayların döşenmesi
Mühür esire pazarlarında kızıllaşmasaydı kancığın adamı astırmak olmasaydı eğlencesi
O günlerde çaça yoktu bilmezdi Ruslardan başkası istimna bir Faslılar giymekteydi fesi
Bunlar mânâlıdır her mânâyı dedelerime derince tarafından ulaştırdı dedelerimin dedesi
Keşfe değerdi değdirilmeden kaldı sellerdeki balçığı çayda çakılı orta mektepte niharisi
Aklı ermedi hiç ceketi mendilli muallimlerin ruyi zemin üstünde üstündü efin feye nesi
Zaten anlayamazdı kim hafife aldıysa Fenikelileri deniz ticaretini zencefil ziyaret iadesi
Seslerde sekt renklerde derk ruhu tüttürürmüş canı tuttururmuş eritici macunmuş busesi
Buseye feda edilenleri gönder sınır boylarına yoksa düşmez yakamızdan boyu devrilesi
Oğlum hariciyeci olacak benim sözünü dinletecek resmi tabakalara annesinin bir tanesi
Pus pusa biner sis sise arka çıkar göz gözü görmez bir dokunmak olur körlük göstergesi
Cayırtı merak uyandırır feryat mı istiskâl mi durmayıp hır çıkarmak bir hesabın neticesi
Kaytan bıyıklı sağdıcın hesabı bu damat eli mahkum ödeyecek kudurtmasın aile çevresi
Profesörlere ilk ücretlerini köle ticaretinden kazandığı paradan ödemiş Yale üniversitesi
Bunlardır coğrafya yiyip mavi avlucukta boncuk bulanlar yan taraftan iştecik geçti birisi
İnci dizerek bade süzerek kızını dövmeyip dizinine söverek omuza alınmışlıktan avenesi
Hambone, Hambone
where you been?
"Round the block
And back agin"..

www.ismetozel.org ' dan alintiladim. :)

İsmet Ozel - Siir, Türkün İklimi.

İsmet Ozel, sair olarak essiz , dusunur olarak da fazlasiyla dikkate deger buldugum bir insan. Kendisi hakkinda sık sık dillendirilen "kafası karısık" ithamini da, bir dusunce adami icin son derece normal buluyorum.

İlk edindigim kitaplari "Tehdit degil Teklif" ve "Henry Sen Neden Buradasin?" olmuştu. Ve şiirlerinden degil de, düzyazilarindan baslamis olmayi hala bir talihsizlik olarak görmekteyim. Son derece olgun, üzerine düsünülmüs düsünceler acik fikirle yasanmis bir hayatin süzgecinden gelince; ortaya cıkan sonuc takdire sayan oluyor.

Bir de son zamanlarda ortaya attigi ( ki son zamanlarda dedigim, yazdigi metinler gecmise donuk olarak incelenirse bu tema uzerine otuz senedir dusundugu anlasiliyor ) Turkluk uzerine dusunmeyen zihinleri gidiklama projesi, bende degisik dusunceler uyandiriyor. Sagdan soldan topladigimiz parcalarla, bize buyuk resmi gösterebilecek bir kolaj yapabilecek miyiz, gorecegiz.

"Biz kendi toplumumuzun önemi açısından meseleye baktığımızda ilk fark etmemiz gereken şey, yaşadığımız alanın şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hükümranlığını sürdürdüğü alanın iki kez vatanlaştığını fark ederiz. Bu topraklar iki kez vatan oldu. Birisi 1071?den sonraki gelişmelerle, 11, 12 ve bilhassa 13. yüzyıldan itibaren bu toprakların Dar?ül İslam haline getirilmesiyle bu topraklar vatan haline geldi. Yani bu topraklar kimin vatanıdır sorusuna Müslümanların vatanıdır cevabı bu toprakların Dar?ül İslam haline getirilmesiyle verilebildi. İkinci vakıa da 1918?den sonra İstiklal Harbi verilmek suretiyle Türkiye'nin ikinci kez vatan haline getirilmesidir. Bu ülke iki kez vatanımız oldu. Ama şu anda işte bu globalleşme, demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa ekonomisi sloganları altında bu iki kez vatanlaştırılmış toprağın vatanlık vasfı tehlikeye girmiş bulunuyor. Bizim bir üçüncü defa vatana kavuşma fırsatımız olmayacak. Yani bir kez bu ortadan kalktıktan sonra Türkiye diye bir ülkeden bahsetmek mümkün olmayacak. Çünkü başka dinamikler devreye giriyor. Şimdi bu dinamikler kimsenin gözüne görünmüyor. "

Kendisiyle tanisikligim, bu fikirleri ilk olarak öne surdugu Ceviz Kabugu programinda olmustu. Turkluk ve Muslumanlik arasinda kurdugu baglanti, belki buyuk bir kesiminin Muslumanligi kurallarina sıkı sıkıya uyarak yasanmasi sart bir dinden cok, birlestirici ortak bir kultur olarak gordugu ulkemizde gecerli olabilir. Bu yuzden haftanin yedi gunu gunde bes vakit az sayilabilecek bir cemaate sahip olan camiler, cuma gunleri yollara gazete kagitlari sermek durumunda birakiliyor. Bir gece once icki icerek dininin dogmatik zorunluluklarindan birini altust eden insanlar Cuma gunu namaza gidiyor. Neden?

Cunku babalari da cuma gunleri namaza gidiyordu , tipki buyukbabalari gibi. Dini Bayramlarin one cikan niteliklerinin kutsalliktan ziyade ailelerin hep beraber oldugu bir altin caga donus cabasi sekline donusmesini de bu cercevede degerlendirebiliriz. Turkler, varolan ve son sekizyuz yilda muslumanlik ekseninde yeniden insa edilmis kulturlerine dinleriyle sahip cikmaya calisiyorlar. Tabii Ozel, bunu basvekilin "Elhamdurillah Beton Kafaliyim" anlamina gelen "Din Cimentodur" soyleminden daha naif, daha dikkatli ve daha anlamli bir sekilde ifade ediyor.

Belki de sozkonusu kafa karisikligi, bu noktada kendini gosteriyor. "Nation Building" nosyonu uzerinden bakildigi zaman, muslumanligin ( en azindan bizim su anda dahil oldugumuz grup olan ) turkler uzerinde birlestirici bir etki yaptigi gercek. İmparatorluk, asla halki Osmanli yapmak gibi bir caba icine girmedi, bunun nafile bir ugras olacagini biliyorlardi; tipki Stuartlar gibi. Turk yapmaksa, zaruri bir durum olarak karsilarina cikmis gorunuyor, tarihsel gerceklerden kismen olumlu sonuc verdigini gordugumuz bu caba birligin dagilmakta oldugu, tum kavimlerin kendilerini kurtaracak semsiyelerin altina siginmaya ugrastiklari bir donemde gerceklesiyor.

Sorun surada, Turkler muslumandi, ama muslumanlar turk degildi, bu yüzden araplar cihat etmek yerine ( ki bu yazdigimdan bunun dogru oldugunu dusundugum secenek oldugu cikmasin ) kendi bagimsizliklarina ( ve servetlerine ) kavusmayi tercih ettiler. Bence bu davranislari, halifelik kavraminin onemini yitirmis olmasiyla da iliskilendirilemez , halife tarafindan ilan edilmis cihadin dunyanin degisik yerlerinden toplanmis musluman askerler uzerinde nasil etkiler dogurdugu Mehmet Akif'in arastirmalarinda mevcut.

İste bu sebepten Ozel, kuffara kilic calan musluman turktur demekte. Mehmet Akif'in asagidaki ummetci fikrinin, degisik bir bakis acisiyla yogurulmus hali yani ;

"hani, milliyetin islam idi? kavmiyet ne?
sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.
"arnavutluk" ne demek? var mı şeriatta yeri?
küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!
arap'ın türk'e, laz'ın çerkez'e, yahut kürd'e
acem'in çinli'ye ruçhan mı varmış? nerede?
müslümanlıkta "anasır" mı olurmuş? ne gezer?
fikr-i kavmiyeti telin ediyor peygamber"

Yukarida alintiladigimiz paragrafi, Ozel'in "Beni gencligimde komunist yapan sebepler, müslüman yapan sebeplerle aynidir" mealindeki aciklamasiyla birlikte dusunecek olursak, bana gore karsimiza koca bir tutarsizliktan ziyade , korkusuz bir durustluk ve son derece saglam bir kendine güven cikiyor. 1918 - 1945 arasi sartlar nasil degistiyse, 1951 - 1960 arasinda da aynen degisiyor. Turkiye, surekli olarak kacirdigi treni bir sonraki istasyonda yakalama umidini kovalayan yolcu gibi; her seferinde iskaliyor, ve her istasyona vardiginda iceriye bir onceki icin hazirladigi biletle girmeye calisiyor. Sonuc ortada tabii ki , hicbir istasyona giremedigimiz icin, trendeki yolcular coktan baska bir ulasim aracina dogru yurumeye basladiklari icin, bizim icin insa edildigi soylenen metro hattinin bitirilmesini bekliyoruz, AB istasyonu adini verdigimiz harabenin girisinde.

Tabii kendisinin bu dusuncesi bir toplum muhendisligi cabasi olarak degerlendirilirse ki bence bu cirkin bir yakistirma olabilir, ortaya kotu bir sonuc cikiyor . Kendisinin ihtida sahibi bir musluman oldugunu gozonune alacak olursak; Turkiye icin altmisli yillarda Sosyalizmin bir kurtulus olacagini soylemesi cok etkileyici.

İsmet Ozel degisiyor, ama basvekilin soyleyip de asla yapmadigi gibi geliserek degisiyor.

Sairligine ise, kulp takabilecek kimseyi tanimiyorum :

"***
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin

o gün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
bozuk paraların insanı, sivicelerin
***"

"altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde
eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan
çiçek alıp eve götürüyoruz
bunun bir delilik olduğunu bile bile
en ıssız duyguların ucunda karakollar
asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde
külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu
gözler kısılıp bakılıyor bize .

biliniyor
bizim mahsustan yaşadığımız
biliniyor
şarkıların sırası bizde
biliniyor
hayat bizden razıdır
biliniyor
otların sarardığı yerde güneş
kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.?

"west indies, kızıl elma, itaki, maçin!
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı suç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların içinde uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

uzak nedir?
kendinin bile ücrasında yasayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
cesur ve onurlu diyecekler
halbukı suskun ve kederliyim
korsanlardan kaptığım gürlek nara
işime yaramıyor
rençberlerin o rahat
ve oturmus lehçesinden tiksinirim
boynumda
bana yargi yükleyenlerin
utançlarından yapılma mücevherler
sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

bir hayatı, ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
askerken kantinden satın aldığım cep aynası
bazı geceler çıkarken
uçarı bir gülümseyişle takındığım musta
gibi lükslerim de burda kalacak
siparisi yargicilar tarafindan verilmis
bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
burada bitti artık işim, ocağım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim."

Yaziyi, kendisinden bir alintiyla bitiriyorum; bunu fikir olarak asla uyusamayacaginizi anladiginiz insanlara karsi rahatlikla kullanabilirsiniz;

"...siz bu soru üzerinde düşüne durun. ben sizin durduğunuz yerden tedirgin oldum, başka yere gidiyorum."

17 Eylül 2006 Pazar

Haftanın Dizaynı

Efendim, oncelikle kisa bir ara sonrasinda tekrar merhaba, gordugum kadariyla hepiniz buradasiniz. Güzel.

O zaman kisaca, kafamda neler dönüyor bahsedebilirim.

Mesela ikisi bugün olmak üzere, toplamda üc film izledim bu hafta. Doom, Carandiru ve Land of Plenty.

İlkine kisaca deginmek istiyorum, o The Rock denilen adamin süratli bir sekilde kisirlastirilmasi gerekli, cogalmamali, soyunu sürdürmek icin gosterecegi her türlü caba amansiz bir insafsizlikla cevaplanmali. Bu nedir ya, zaten basparmak gibi bir adam, boyun yok; bir de göz süzerek oyunculuk yapmaya calistikca sinema denilen sanatin etkinligi hakkindaki görüsümü dipsiz kuyulara sokup sokup cikartiyor. Cavusmus bu arkadas bu filmde, ( ki eminim filmi izleyen herkeste kendisini defalarca tokatlamaya yonelik bir his uyandiriyordur ) ve bir süre sonra oyle psikopata bagliyor ki, görmeniz gerek. Jack Nicholson diye bir adam var, Brad Pitt var, bunlar akil hastasi rolleri canlandirmis oyuncular, insan biraz izler de ilham alir. Yok , harbi The Rock demek ki adam. Film rezalet, senaryo rezalet, oyunculuk rezalet, isik yonetimi rezalet. Tek bir numara var, o da yaklasik bes dakikalik bir bolumun FPS seklinde cekilmis olmasi. O da sadece bizim gibi FPS oynamis insanlar icin keyifli, oynamayanlarda bulanti etkisi yaptigina eminim.

Uzak durun uzak. Eger izlemeye kalkarsaniz da, ilk on dakika icinde ben ne halt yiyorum diyeceginize eminim. Tamam güzel bir malzeme, bu oyunu oynamis ve ilgi duyan cok insan var; ama biz bilgisayar kullanabiliyoruz, oyle tamamen de gerizekali degiliz.

Carandiru, cok cok ilginc bir film. Sao Paulo'da 1992 yilinda Carandiru cezaevinde gerceklesen bir isyani konu aliyor, gerci olaya pek isyan demek de mümkün degil. İsyan sozcugu, sadece devlet güclerinin olayi ancak bir isyana, hatta bir darbe girisimine yakisabilecek bir karsilikla bastirmis olmasindan oturu kullanilabilir. Resmi kaynaklarin sadece sekiz kisinin hayatini yitirdigini acikladigi eylemde, 111 kisi kolluk kuvvetleri tarafindan "asla geri donemeyecekleri sekilde yola getirilmis". Sepultura'nin bir sarkisi var Chaos A.d.'de Manifest diye; bilen bilir, iste o sarki bu hikayeyi anlatiyor:

friday, october 2nd, 1992
chaos has descended in "carandiru",
the biggest penitentiary complex in
south america
over a hundred inmates dead and
hundreds injured on the massacre
the police arrived with helicopters
and over two hundred armed forces

they took the jailblock
called "pavilhao nove"
and opened fire on the
inmates in a holocaust, method of
annihilation, the government of the city
of sao paulo cannot control
the brutality of its police

holocaust, body piles
confrontation, mutilation
discipline, ignorance
conflagration, torture

over eighty percent of the inmates were
not sentenced yet, the bodies were filled
with bullets and bites from the police dogs
the police try to hide the massacre saying
there were only eight deaths

the violence of brasilian cops is very well
known outside of brazil, this kind of
extermination is a method that they use to
get rid of the over population in the jails
the violence of the cops left the whole
pavillion destroyed after the rebellion


Film ile ilgili bircok elestiri okudum, cogu da Eksi Sozluk'ten. Anlatimla ilgili kusurlar siralanmis, ki ben bunlari iki sebepten dolayi reddediyorum. Birincisi, film olaylar sirasinda cezaevinde gorev yapmakta olan doktorun yazdigi kitaptan uyarlanmis, yonetmen kendi yorumunu ustaca katabilmisse de, neticede olaylari o gozden anlatmis. Filmin sonunda yazdigi gibi, olaylara sadece polisler, mahkumlar, bir de tanri sahit. O, mahkumlarin hikayesini dinlemeye karar vermis. İkinci sebebimse, Hector Babenco iyi ve hikaye anlatim konusundaki yetenegine, sagduyusuna güvendigim bir yonetmen.

Olaylar saptirilmissa bile, film mahkumlari iyi gostermeye calisirken daha kotu bir sekilde lanse ediyorsa da, ben filmi bu cercevede kabul ediyor ve basarili buluyorum. Bugün günlerden Pazar, 17 Eylül 2006 ve ben Carandiru'da olan bitenlerden artik haberdarim. Manifest, artik daha anlamli.

Land of Plenty ise, uzerinde daha da fazla durmamizi gerektirecek bir film. Biraz zamana ihtiyacim var, hakkinda daha cok sey yazacagim.

Muzikal anlamda da heyecanli günler geciriyoruz, Audioslave yeni albumu Revelations'u nihayet piyasaya surdu. Ben albümü cok begendim, Revelations, Original Fire cok cok güzel sarkilar. Ozellikle bir Moth olayi var ki, ona da sonradan uzun uzun deginmemiz gerekebilir. Simdilik Cornell ve Morello'nun hala ayakta olduklarini ve birseyler yapmak icin cabaladiklarini bilin yeter. Bu arada hazir unutmadan; Zack nerelerde acaba ??

6 Eylül 2006 Çarşamba

Yedi Ölümcül Günah



Siz bir süre buna bakin, ben calismami düzgün bir cerceveye oturtabildigimde sizinle buradan seve seve paylasacagim.

Su an icin tek soyleyebilecegim; yukaridaki resimde gordugunuzden cok fazla sey oldugu.